Ekrem İ.oğlu bugünlerde gazete sütunlarının harcı, malumunuz. Hak ediyor da. Kimisi deniz kumuyla karıştırıyor, kimisi akilane teşhis ve tespitlerle etriyeni 8'lik, demiri 16'lık kullanmayı ihmal etmiyor.
Ne hukuki ne de siyasi açıdan konunun uzmanı değilim. Dostlar alışverişte görsün kabilinden söz sarf edecek hadsizliğe de bulaşacak değilim.
Erbabı etriyeni de demiri de konuşur, konuşmalı; yazar, yazmalı.
Ama ben, mürekkebimin damlalarını maya tutması için bizim mahallenin sakinlerine ulaştırma arzusundayım.
"Sosyoloji kaderdir" tespitim her zamanki gibi ser tacım.
Bir milletin dönüşümü, doğrudan kültürüne, sanatına, eğitimine ve aile yapısına yapılan müdahalelerle gerçekleştirilir. Bugün de öyle yapılıyor.
Ekrem İ.oğlu, İBB başkanı olur olmaz, bizden olmayan ne varsa İstanbul'un ruhuna boca etti.
"Jazz şarkıcısı Hans, resim sanatçısı Corç, rock yıldızı Vilyim İstanbul halkıyla CRR'de buluşuyor!"
Üst geçitlerde bu reklam afişleriyle başladı değerlerimize saldırılar.
"Yuvamız İstanbul" kreşlerinde tertemiz dimağlara, "yavrularımıza LGBT propagandası dayatılıyor" serzenişlerini çokça ebeveynden dinledim. Bir ara MEB Bakanı Yusuf Tekin'de dikkat çekmişti bu duruma.
İman galebemiz fethin sembolü Ayasofya'nın yeniden cami olmasını engellemek için Yunan medyasına verilen demeçleri hatırlatmama gerek var mı?
Ya da terör çetesi İsrail'in katlettiği bebeklerin abilerini, babalarını, amcalarını "terörist" ilan edişlerini...
Feshane'de, Kadıköy'de açılan ahlaksız sergilerle toplumsal ahlakı ve değerleri tahrip etme telaşlarını...
Bu hikâye bir şahsın hikâyesi değil, bir zihniyet dönüşümünün hikâyesidir.
Sadece Ekrem İ.oğlu'na odaklanmak, buzdağının görünen kısmıyla yetinmek olur, safdillik olur.
Toplumun en duyarsız olduğu noktadan, "Ne olacak canım, isteyen istediği gibi sanat yapsın" dedirterek sanatla başladılar.
Kreşlerden, çocuk kitaplarından, eğitim politikalarından sızarak "Bizim çocuklarımız sağlamdır" dedirterek eğitime abandılar.
Boşanmayı özendiren, kadını ve erkeği birbirine düşman eden projelerle "Kadın hakları" dedirterek aileye sızdılar.
Festivaller, konserler, çağrılan sanatçılar, dijital medya içerikleri... "Gençlerin eğlenmeye hakkı var" dedirterek gençliği ele geçirdiler.
Bunları ve birkaç gündür yaşananları birbirinden kopukmuş gibi göstererek toplumu mühendislik laboratuvarlarında parçaladılar.
Bizim mahallenin sakinlerine sesleniyorum:
Artık saflıktan vazgeçmeliyiz. Karşımızda sadece bir siyasi rakip yok.
Karşımızda bu milletin ruhuna düşman bir düzen var.
Ve biz, bu düzenle mücadele etmeye layık olmalıyız.
Bize verilen emanetleri çarçur edenler yüzünden bu adamlar bir daha gelmeye iştahlandılar.
Allah ihmal etmez, imhal eder. Biz emanetimizi kaybettik çünkü hakkını veremedik.
Hâlâ birbirimizi suçlamakla vakit kaybederken, onlar yeni projelerini tamamlamak için kenetleniyorlar.
Şehirlerin ruhunu değiştiriyorlar!
Artık sadece şikâyet etme devri bitti. Kendi medeniyet tasavvurumuzu inşa etme dönemi başlamalı.
Bunu yapamazsak, imtihanımız bitmeyecek.
Sünnetullah belli: "Şüphesiz ki bir toplum, kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez."
Dönüşüm önce toplumun kendisinden başlar. Kendi öz değerlerinden kopan milletler, daha büyük imtihanlarla sınanır.
Ekrem İ.oğlu ve onun temsil ettiği zihniyet bir sonuçtur. Bizim hatalarımızın, ihmal ve gafletimizin bir sonucudur.
Eğer biz liyakatli, adil, ahlaklı ve inançlı bir yaşamın devamında aynı değerler manzumesinde bir toplum inşa etmezsek, Allah elimizden alır ve bizi içimizdeki düşmanlarımızla sınar!
Önce kendi evimizi, kendi mahallemizi, kendi şehrimizi, kendi kültürümüzü, kendi sanatımızı, kendi aile yapımızı ihya edeceğiz.
Eğer yapmazsak, kaybetmekle kalmayız...!
Bizim mahallenin sakinlerine haykırıyorum!
"Başımıza gelen musibetlerin sebebi, ellerimizle işlemiş olduklarımızdandır" olduğunu O söylüyor.
Sosyoloji kaderdir. Ama bu kaderi biz yazabiliriz.
Yeter ki değişime önce kendimizden başlayalım.