Sayın okuyucu, aslında bu mevzulara çok bulaşmak istemiyorum. Ama bakıyorum ki herkes "toplumu dönüştüreceğiz" diye ortaya çıkmış, ortalık toz duman... Sosyolojiye temas etmeye çalıştıkları için ben de iki laf edeyim diyorum.
Hani şu "kurtarıcı" pozlarında gezen tipler var ya?
Meydanlarda, salonlarda bol keseden nutuk atarlar, milleti ayağa kaldıracaklarmış, dünyayı kurtaracaklarmış falan...
Ama netice? Büyük bunalımlara yol açan bir ton laf.
Mesela, Marksist tayfa vardı.
Karl Marx ve Friedrich Engels abilerinin devrim hayali, kapitalizmi bitirip adaleti getirecekti güya.
Sonra ne oldu?
Gençler, Instagram'da "Komünist Manifesto" pozları verip Starbucks'ta latte yudumlamaya başladı. "Proletarya devrimi" diye bağırıyorlar ama eylemden çıkıp pahalı kahvelerini keyifle içiyorlar.
Eee, devrim yorgunluğu atmak lazım tabii!
Anarşist takılanlar da başka alem.
Siyah bayrakları kapıp "Devleti yıkacağız!" diye avaz avaz bağırıyorlar. E sonra, devletin polisine "Biz şu tarihte, şu meydanda protesto yapacağız, müsait misiniz?" diye dilekçe yazıp izin alıyorlar.
Sırf kara bayrak sallıyorlar diye herkes bunları "anarşist" sansın istiyorlar.
Bir yandan Bakunin, Kropotkin falan, ama gel gör ki pratikte "paylaşım ekonomisi" diye vegan kek peşine düşmekten öteye gidemiyorlar.
Milliyetçiler sanki az mı komik?
Mazzini'yi hortlatırlar, Moiz Kohen'in (nam-ı diğer Munis Tekinalp) kulağına fısıldadığı Mustafa Kemal'in pragmatizminden, Suriye asıllı Diyarbakırlı Kürt Ziya Gökalp'ın Türkçülük fikirlerinden medet umarlar, üstüne de Simon Bolivar'a özenirler...
Her milliyetçi kalkış, daha otoriter, daha baskıcı rejimlere sarpa sarar.
Kimse de "Biz nereye gidiyoruz?" diye sorgulamaz!
Şimdi bir de Jön Türk devrimciliğine özenen tipler türedi.
"Biz Jön Türkler'iz, onlar Damat Feritçiler!" diye ortalığa laf atıyorlar. "Jön Türk" kısmı söyleyene cuk oturuyor neyse de "Damat Ferit" kim, nereden çıktı, muhatap kim, belli değil.
Bomboş bir atıp tutma hali...
Anti-emperyalist tayfa desen Che Guevara posterini sırtlar, Frantz Fanon'un fikirlerini dillerinden düşürmez, ama ayaklarında en marka Nike ayakkabılarla slogan atar.
Görsen "Halk ayaklandı" dersin; aslında her şey gösteriş.
Feminist devrimci diye geçinenlerin riyakârlıklarını hiç açmayayım.
Beauvoir'dan dem vururlar, "Kadın hakları, isyan, devrim!" derler, sonra gider evdeki babanın ya da kocanın lafıyla hareket eder, "Evlilik teklifine evet" deyip dururlar.
Yeni moda "Eko Devrimcilik" var şimdilerde.
Orta Çağ şövalyesi bir şarkıcı öte dünyaya yolculuğa çıkarken kalktı, "Biz kimseden korkmayız, devrimciyiz biz!" diye güya ortalığı yıktı geçti. Derdi de belediye soyguncusu İ.oğlu'nu aklamak!
Bu dertlenmenin, gitar tellerinde esen rüzgârla büyüyüp, sahnede yükselen naralarla bütünleşip, en nihayetinde "para sevgisine" toslaması, tam bir meddahlık gösterisi.
Meydanlar, sahneler, gitar telleri, bol bol naralar... Son durakta paranın tatlı büyüsüne kapılıp bütün devrimcilik ayaklarını bir kenara koyuyorlar.
Şu koca "kurtarıcı" heveslilerin sonunda tıkandığı nokta hep aynı işte okuyucu.
Dünyayı kurtaralım diye yola çıkıyorlar, eninde sonunda kendi sloganlarının kölesi oluyorlar.
Sayın okuyucu fark ettin mi?
Devletin belediyesini soyanı da "Ekrem'ik ataklar" arasında kendini kaybeden şarkıcıyı da Jön Türklerin torununu da parlatılmış "bööyük" figürlerin yanına, aynı terazinin delikli kefesine koydum.
Parlatılmış yıldız figürler de orada, cafcaflı sözler de...
Bu da benim onlara kıyağım olsun; keyfini sürsünler.
Bu kadar laf ettim ister alkış tut ister gülümse.
Sonuçta hepsi koskoca bir illüzyon.