ABD Başkanı Trump ile Rusya Başkanı Putin arasında, dünyanın geleceğini etkileyebilecek yeni anlaşmaya doğru gelişen hadiseler zincirine şaşılmamalı.. Her devlet önce kendi menfaatini düşünür ve diğerlerinin kaygısına bakmaz..
Daha 1 yıl önce, 'Rusya saldırısı karşısında, Ukrayna'nın mutlaka desteklenmesi ve savunulması'ndan söz eden Trump, şimdi, tam bir sömürgeci mantığıyla, Ukrayna'yı Putin'in önüne atıp, Ukrayna'nın zengin ve nadir metal kaynaklarını işleyerek, 3 yıldır devam eden savaş boyunca Ukrayna'ya yaptıkları yüzlerce milyar dolarlık yardımların bedelini tahsil edecekleri'ni ve Zelensky'nin bir diktatör olduğunu ve ülkesini savaşa sürüklediğini söyleyince.. Putin, herhalde hiç beklemediği şekilde memnun oldu ve 'Ukrayna'daki o nadir metal kaynaklarının en büyük yataklarına kendilerinin sahip olduğunu belirtip, 'Gel, bu metal yataklarını birlikte işletelim..' dedi. Çaresiz kalan Ukrayna Başkanı Zelensky ise, bugün Washington'da olacak, Trump'ın kendisine uzattığı antlaşma metnini imzalayacak, açıklamasına göre..
*
Hatırlayalım ki, 25 Ağustos 1939'da Hitler Almanyası ile Stalin Sovyet Rusyası arasında, o dönemde iki tarafın Dışişleri Bakanları olan Joachim von Rippentrop ve Vyaçeslav Molotov'un imzaladıkları antlaşma ile başta Avrupa olmak üzere dünyanın paylaşılması yapılmıştı.
O antlaşmayla, Doğu Avrupa ülkeleri Stalin Rusyası'na bırakılıyordu; Batı Avrupa ise, Hitler Almanyası'na..
Ve, o antlaşmadan 1 hafta sonra da, 1 Eylül 1939'da Hitler Almanyası ordularının, Polonya'ya karşı başlattığı yıldırım savaşı'yla 2. Dünya Savaşı fiilen başlıyordu.
*
Ama, Nazi Almanyası'nın orduları yıldırım hızıyla, bütün Balkanlar'ı ezip geçtikten ve Türkiye sınırına dayandıktan sonra; iki taraf arasında neler olduğuna dair bir çok teoriler ve izahlar yapıldıysa da, konu, henüz de tam olarak açığa çıkmayan bir şekilde, Hitler Almanyası, 1941'in son demlerinde ani bir kararla Sovyet Rusya'ya da saldırmış ve Balkanlar'dan Karadeniz'in kuzeyi üzerinden, Hazar Denizi'nin kuzeyinde, Volgagrad'a (o zamanki isimlendirmeyle, Stalingrad'a) kadar akmışlardı..
Bu durumda perişan duruma düşen komünist ideolojinin ilk ve en güçlü temsilcisi Sovyet Rusya, kapitalist emperyalizminin patronu olan Amerika safına ve Müttefikler Devletler'e sığınmıştı.
*
Sonunda ise, Nazi Almanyası, Birinci Dünya Savaşı'ndan 27 yıl sonraki bu 2. Dünya Savaşı'nda da ağır bir yenilgiye daha uğramış, savaşın galibi olan Müttefik Orduları'nın başında olan Amerika ve ortakları ise, Avrupa ve hatta kısmen yeni bir dünya için de, Yalta ve Potsdam Konferansları'nda yeni haritalar çiziyorlardı. Ama, konunun en ilginç tarafı, savaşın başında Hitler Almanyası ile birlikte olan Stalin Sovyet Rusyası'nın, savaşın sonunda, Hitler Almanyası'nı cezalandırmak için kurulan cenahta ve de dünya sahnesinde, 'Amerika'dan sonraki ikinci büyük' güç olarak devreye girmesiydi..
*
Elbette, bugün ve yarınları yaşayanlar düne takılıp kalmamalıdırlar, ama, dünü anlamazlarsa, yarını da sağlıklı şekilde kavrayamazlar..
Bugün, Trump'ın Rusya lideri Putin'e uzattığı 'zeytin dalı'nın 80 yıl öncelerine bakmak bunun için gereklidir.
Ne Putin tek başına bir oyuncudur; ne de Trump.. İki emperyal gücün inceden inceye yaptığı taktik ve stratejik planlar devrededir. Bu taktiklerden, bir taraf aldandığını- aldatıldığını hissederse, Stalin'in 1941 sonunda hemen saf değiştirmesi gibi durumlar her zaman için tekrarlanabilir.
Her iki taraf da, uzun soluklu, çok dikkatli bir satranç oyunu kurmak ve karşı tarafı 'mat' etmek hedefine de kenetlenmiş olabilir. Ama, görünürde, bu diplomasi savaşının en kazançlı durumunda olanı, şimdilik Putin'dir. Çünkü, beklemediği süratte gelişen hadiseler zinciri içinde; 'savaşla alınan yerler geri verilmez..' diyen bir Trump'la ve 'Trumpizm' anlayışıyla karşılaştı ve Ukrayna'dan Kırım ve Donbass gibi, savaşarak aldığı yerleri ise, geri vermeyeceğinin huzuru içindedir..
Avrupa ülkelerinin itirazı da, 'dünyayı bölüşme sofrası'nda karşısında Putin'den başka kimseyi istemediğini açığa vuran Trump'ın bu yaklaşımıyla eski gücünü yitirmişe benziyor..
'AB' ülkeleri, esasen, öteden beri kendilerini meşgul eden, 'Ukrayna yenilirse, o zaman Rusya'nın bütün Avrupa'yı istilâ etmesine hangi güç engel olabilir?' sorusunun cevabını bulamadığından dolayı derin tedirginlik içindeydi.. Çünkü, AB ülkelerinin -yüksek teknolojileri olsa bile- büyük ve güçlü kara orduları olmadığından, umutlarını, NATO'nun ABD'den sonraki en büyük kara ordusuna sahip olan Türkiye'ye bağlamışlardı. Ancak, Trump ile Putin arasındaki yeni stratejik yaklaşımlar, Avrupa'nın 30 ülkesini şemsiyesi altına alan NATO'nun, Avrupa'yı korumayacağını göstermektedir.. Çünkü, NATO'nun beyni, ABD emperyalizmidir.
Bu arada, Trump'ın AB'yi, "Avrupa Birliği, ABD'yi mahvetmek için kuruldu ama şimdi ben Başkan'ım. Bu otomobiller ve diğer şeylere uygulanacak 'yüzde 25'lik gümrük vergileri'ni yakında açıklayacağım' demesi Avrupa'yı daha bir şoke etti.. Bunun karşısında, Fransa'nın da, 'ABD'nin yüzde 25'lik gümrük vergilerini yürürlüğe koyması halinde Avrupa Birliği'nin de Amerika'dan yapılan ithalata da aynı şekilde gümrük vergisi getirileceğini' duyurması tabloyu iyice içinden çıkılmaz hale getireceğe ve 'Amerika'nın artık güvenilemez ve ön görülemez bir ortak olduğu' kanaatini Avrupa'da daha bir yaygınlaştırıp derinleştireceğe benziyor.
*
Bu gelişmeler olurken, geçen hafta, Fransız 'Le Point' (lö puan) dergisi dünya siyasetinin en etkin 4 liderinin fotoğrafını kapak yaptı.. En üstte Erdoğan, sonra Putin, ve Trump ile Çin Lideri Xi (Şi) Jinping..
Hayret, Fransız gururu bir kenara konulup, o listeye Macron alınmamıştı..
Halbuki, daha önce, Başkan Erdoğan için, 'Le dictateur', 'L'éradicteur (yok edici), 'Erdogan.. L'autre Poutine' (Erdoğan.. Bir diğer Putin) gibi kapak resimleri yayınlayan 'Le Point' dergisinin, şimdi, dünya siyasetini etkileyen dört liderden birisi olarak Başkan Erdoğan'ı göstermesi, çok sıradan bir değerlendirme sanılmamalı..
Anlaşılıyor ki, o etkili derginin bu kapak düzenlemesi yapmasında, -nükleer güç sahibi olması cihetiyle Avrupa'nın savunulmasında, üstüne büyük sorumluluk düştüğü düşünülen Fransa'nın- Avrupa'yı tahkim etmek, güçlendirmek çabasındaki Emmanuel Macron'un bir yakınlık kurmak hesabı görülmektedir.
*