'Mahallî seçimler'in, 'her ülkedeki merkezî iktidarın ayakları altına halı sermek veya ayaklarının altından halıyı çekmek' gibi sonuçları olan bir özelliği vardır. Böyle bir 'mahallî seçim'in yapıldığı bu pazar gününde, bir 'Okuyucularla Hasbihal'e daha başlarken, sosyal değişimin ezelî ve ededî kanununu anlatan Ra'd sûresi'nin 11. âyetinin, 'Bir halk kendi halini değiştirmedikçe Allah onların halini değiştirmez.' meâliyle; Hz. Peygamber (S)'den nakledilen 'Nasılsanız, öyle yönetilirsiniz.' meâlindeki 'Nebevî Hadis' rivayetini de hatırlayalım; 'İdeal olanı iste; realiyeyi de gör.' diyerek...
Evet...
*Ahmet Altındağ isimli okuyucu Moskova'daki, bir konser salonuna yapılan ve 143 kişinin ölümüyle noktalandığı bildirilen kanlı saldırının failleri olarak yakalananların Müslüman ismi taşımasından hareketle, Maide sûresi, 32. âyet meâlinin gölgesinde, 'Bir insanı haksız yere öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir.' başlığıyla yazdığımız 27 Mart tarihli yazıya ek olarak şu noktalara da dikkat çekilmesini istiyor:
'Ya Rabb; içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk eder misin?' (Â'raf- 155)
Evet ne geliyorsa başımıza, içimizdeki bizden gibi gözüken, ama birçok oyuna alet olabilen, ferasetten, basiretten uzak kişiler yüzünden oluyor.
Bu durumu, ilahî vahy de belirtmiş ve tarihte örnekleri saymakla bitmeyen bir hal. Çok sıkı tedbirler alınsa bile, çözümü çok zor galiba.
*İstanbul'dan Ahmed Tadlıcı isimli okuyucu, Psikiyatri Uzmanı Sefâ Saygılı Hocamızın dün Yeni Akit'te yayınlanan yazısına dikkati çekmiş.
Suçlanan kişinin aklî melekesinin sağlıklı olup olmadığının belirlenmesi için kendisine gönderilen vak'ayı, Sefa Hoca'nın yazısından özetleyelim:
'Karşımdaki şahıs yakın arkadaşını öldürmüş bir katil. 40 yaşlarında ve aklî dengesini araştırmak için görüşüyoruz.
"Nedir bu olay?" diye sorduğumuzda; "Çok samimi arkadaşımdı. Beraber rakı içelim, sohbet eder ve hoş vakit geçiririz dedik. Sonra ne oldu anlayamadım, içkiliyken küfürleşmeye başladık. Birden bana saldırdı. Ben de karşılık verdim. Yanımda bıçak vardı, ona hınçla vurduğumu hatırlıyorum. Meğer onu öldürmüşüm. Çok pişmanım."
Birden gözlerinden damlalar süzülmeye başladı. "İnanın o kadar pişmanım ki! Aramızda hiç sorun yoktu, iyi anlaşıyorduk. En çok da yetim kalan iki çocuğuna üzülüyorum."
Bu kişinin akli dengesi yerindeydi. Burada suçlu alkoldü. Şişedeki gibi durmayan alkol, felakete yol açmıştı...
Evet, Sefa Hoca bu tablodan sonra, şöyle devam ediyor: 'Alkollü içkileri teşvik etmek, facialara kapı aralamaktır' dedikten sonra öyle diyor:
*Özgür Özel katıldığı bir canlı yayında, "Kayseri'de, Konya'da AK Parti'nin uzun süredir yönettiği yerlerde, oteller dışında bir tane içkili mekân yok. Eğer eskiden Turizm Bakanlığı'ndan ruhsat aldıysa otelde var. Onu da zemin kata izin vermiyorlar. En üst kata veriyorlar. Bir tane alkol ruhsatı vermiyorlar. Hadi alın yanınıza bir tane misafirinizi yabancı iki tane turist gitsin Kayseri'de bir balık restoranında bir bardak alkollü içki istesin bakalım" ifadelerini kullanmış...
Sefa Hoca'nın bu tesbitlerine ekleyecek bir şey var mı?
Birisi de, 2 yıl kadar öncelerde, 'Tayyib Bey'in memleketi rahat idare edebilmesi için, iki kadeh atması gerektiği'ni yazacak kadar, sarhoşluk uzmanı olduğunu sergilemişti. Evet, illâ da 'sarhoş kusmuğunda keramet arayan' bu tiplerle ne yazık ki, aynı ülke vatandaşıyız.
*Zeliha Aksoy isimli okuyucu da diyor ki: 'Adana'nın son 5 yıldır Belediye Başkanlığı'nın yapan Zeydan Karalar isimli kişi, bir mitingde tarafdarlarına hitab ederken, 'Biz, Taşmedrese'den gelenlerle kardeş olanayız.' demiş. Ben şahsen, anlamadım, bu Taşmedrese özel bir isim midir?'
--O konuşmada, hedef seçilen kesimin 12 Eylûl 1980 Askerî Darbesi'nden sonra kitleler halinde zindanlara doldurulan İslamî eğilimli kesimler olduğu ve o ceza evlerini 'Medrese-i Yusûfiye' olarak isimlendirenler olduğu açık; Hz. Yûsuf aleyhisselam'ın ilâhî şahsiyet eğitiminin zindanda şekillendiğine işaretle. Demek ki, o sırada, o kişinin bulunduğu yörede de zindanlara taşmedrese de denilmiş.
Mâlum Kamalist-laik eğitimi esas kabullenmiş kesimleri, kedileri gibi olmayanları kardeş kabul etmemesine şaşmamalı ve hattâ önemsememeli de... Biz de onları kardeş bilmiyor ve 'ancak müminler kardeştir.' hükm-i ilâhîsini esas alıyoruz.
Hz. Peygamber (S), başka ırk, renk, kavim ve lisanlardan, mü'minlerini etrafında topluyordu; Habeş'den Bilâl, Yemen'den Ebûzer, İran'dan Selman, Anadolu'dan Suheyb gibi ve amma, Allah'dan gayri 'ilâh'lar edinen amcası Ebu Leheb'le savaşıyordu.
*Almanya'dan Talât Bıyıklı isimli okuyucu diyor ki: 'Ben Antakyalıyım. Bizin şehrimizle Maraş ve Adıyaman toptan, Malatya ve diğerleri kısmen büyük zararlar gördüler, 60 binden fazla can kaybı, 700 bin ev tamamen yıkıldı, fabrikalar, yetişmiş elemanlar, eridi. 1 milyon insan, sosyo-ekonomik alanın dışında kaldı.
O ağır şartlar unutulmuş, hayat pahalılığından dem vuruluyor. Hangi ülke o büyük felaketin altından o kısa sürede, 1 seneyi geçmeden kalkabilirdi? Pahalılık olmayacak mıydı? Bu satırları siyasî sâikle yazdığım sanılmasın. Bir hakkı teslim sâikiyle yazıyorum.'
*Cemaleddin Karakoyunlu Almanya'dan isimli okuyucu da diyor ki: 'Gazze ve Filistin yüreğimize saplanan bir hançer. Evet de, kendimizi kaybetmeli miyiz?
Sonra, Amerika, Türkiye'den seçkin özellikleri olan top mermisi satın alınmış, Siyonist İsrail rejimine verdiği iddia ediliyormuş. Şimdi, bundan dolayı da mı Türkiye'yi suçlamak akıl işi mi?
Sonra, anlaşıldı ki, Müslümanlar İsrail mallarına boykot ilan ettiği gibi, İsrail rejimi ve Siyonistler de bizim mallara boykot ilan etmişler. Bu tabiîdir de. Silah ve teçhizat ise zâten aylar öncesinden beri kesinlikle gönderilmiyormuş...
Ama İsrail rejiminin işgali altında yaşayan 5 milyon kadar da Müslüman var, bizim ticarî mallarımızın çoğu da önceden beri onlara gidiyormuş. Ama giden malların üzerine gideceği yer olarak İsrail yazılıyormuş, başka çare de fiilen yok. Ne yapalım, onlara da mı göndermeyelim? Birilerinin iktidara vurmak adına bu gerçekleri gizlemelerine ne demeli?