Hepimiz Ekrem İmamoğlu'nun yolsuzluk hikayelerine odaklandık...
MASAK raporu ve savcılığın paylaştığı sorgu metninde yer alan iddialar gerçekten çok büyük bir yolsuzluk soruşturmasıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
İmamoğlu ile birlikte 48 kişi bu konuda tutuklandı ve Silivri cezaevine gönderildi.
Bu arada, sözde muhalif basın, "aklandı" manşetleri atsalar da terör konusunda da yargı "kuvvetli suç şüphesi var" dedi. Yani İmamoğlu terörden aklanmadı!
Her ne kadar CHP sokakları terörize etse de kirli bir paylaşım mekanizmasının tetiklediği hukuki süreci serinkanlılıkla izlemeye devam edeceğiz.
Ama şimdiden söyleyeyim, sonucuna bakmadan bu dava şimdiden siyasi sonuçlar üretmeye başladı bile.
Perşembe günkü yazımda bu konuya özetle şöyle bir giriş yapmıştım:
"Her ne kadar delegeleri satın alarak CHP'yi şimdilik elinde tutuyormuş gibi görünse de Ekrem İmamoğlu, tutuklandığı anda "kurtlukta düşeni yemek kanundur" hükmünün icrasına maruz kalacaktır."
KURTLAR SOFRASINA DÜŞEN BİR TAŞRALI
Bu süreçte, bir taşra müteahhidinin sahte evraklarla da olsa adam etmek istediği "top peşinde koşturan oğlunun(!)" hikayesini odaklanırsanız yanılırsınız.
Onun için ilk günden itibaren hep şunu söyledim:
Biraz fikri takip, biraz sosyal psikoloji okuması, biraz da Kurt Kanunu gölgesinde şekillenen CHP tarihi hakkında bilgi "İmamoğlu'nun düştüğü durumu" anlamamıza yardımcı oluyor aslında.
Bir Kurtlar sofrası hikayesi aslında.
Baba parasıyla kariyer yapan ve kendi hikayesinde birçok gri alan olan bir müteahhidin sözde yükselişinin arkasında kimlerin olduğunu deşifre etmek çok önemli bu yüzden.
ÖNCE SIZIDILAR SONRA KUŞATTILAR
Konunun anlaşılması için şu ayrıntı da önemli.
Rantla birden yükselen ailelerin ikinci nesil evlatlarının ortak özelliği yeni mahallelerine kendilerini kabul ettirme sorunudur, ki bunu yapmak için de sık sık yalana başvururlar. Dolayısıyla kleptomani gelişir bu nesillerde.
İşte, İmamoğlu'nun hikayesine sızıntı tam da bu noktada gerçekleşir. Klaptomaninin oluşturduğu "sahte benlik", sık sık okşanır ve bir adım sonrası sistem onu kullanışlı aparata dönüştürür.
Birinci sızıntı, kimi rivayetlere göre FETÖ tarafından yapılmış. O meşhur omuzdaki el bunu deşifre ediyor.
Birbiriyle iç içe geçmiş ama, taşralı müteahhidin uyanık oğlunun devrimci bir önder olma sürecinin başladığı ikinci sızıntı daha da önemli tabi...
MÜTEAHHİT NASIL DEVRİMCİ ÖNDER OLDU
Şimdi sıkı durun... Bölünmüş benliğin çelişkisinin iyiden iyiye körüklendiği bu ikinci döneme ait strateji, açık kaynaklardan takip edebildiğim kadarıyla Beylikdüzü sürecinde burada devreye girmiş.
Hani şu "İkinci Atatürk" sözüyle ayartma stratejisine giden sürecin başlangıcı.
Başrolde kimler var?
O malum, besleme gazeteciler.
Sonra... Zülfü Livaneli gibi eski tüfeklerin başını çektiği sanatçılar.
Zülfü Livaneli, onu aynı zamanda gericiliğe karşı mücadele eden Hareket Ordular Komutanı bile yapmıştı.
Bu ayartama karşı kim dayanabilir ki!
BİR DEVRİMCİNİN DÜŞÜŞÜ
Rant, yolsuzluk mekanizması da böyle kuruldu ve sanatçılar, gazeteciler eliyle perdelendi anlaşılan.
Ve kontrolünü kaybeden taşralı da bu şekilde kurtların sofrasının ortasına oturtuldu.
Uzatmayacağım...
İki gün önce yine Zülfü Livaneli, Saraçhane'de "Yiğidim aslanım burada yatıyor" şarkısını söylerken benim gözümün önüne kurtlar tarafından yenilen ayartılmış bir taşralının trajedisi geldi.
Özgür Özel'in gülüşünde de aynı hissiyat oluştu işin doğrusu.
Ya gazeteciler tarafından yazılanlar. Vallahi, yine yankı odasında çıkan gürültüden büyük sosyoloji çıkaran bu gazeteciler, şimdiden ölünün arkasında helvayı kavurmaya başladılar bile.