Ramazan ayında daha bir incitici ve mahcup edici oluyor; şahit olduğumuz zulümler, işittiğimiz haksızlıklar, gözümüzün önünde deşifre olan hatalar, kabalıklar, yanlışlar... Daha bir batıyor insanın ruhuna, öyle değil mi? Çünkü Ramazan'da çevremizdekilerin kahir ekseriyeti niyetli oluyor, oruca niyet keza istikamete niyet anlamındadır. Dolayısıyla sadece o niyet yoluna, o güzel istikamete yönelmek bile eşsiz bir ruh cilasına dönüşüyor. Belki de işte o ruhun gezindiği güzellik bahçeleri, kötü olan şeyleri daha bir incinerek hissetmeye yol açıyor...
Birileri ağlarken, hava hep karanlıkmış gibi gelir bana. Baharı beklerken, kış karanlığı çöküyor oysa, İsrail'in işlediği her yeni insanlık suçuyla birlikte...
Sahur vakti Gazzeli kardeşlerimizin uğradığı bombardımandan söz ediyorum. Kucağında bebeğiyle sönüvermiş o anneyi, sabah haberlerinde gördüğümden beri, başım dönüyor... Çocuklar paramparça, bir şehir yerle bir, çocuklar daha karınları bile tam olarak doymamışken şehit ediliyor... Nasıl sağ ve salim çıkalım ki bizler bu feveranın içinden? Ruhlarımız delik deşik. Okunan mukabelelerde, kılınan teravihlerde hep hüzün var...
Çünkü apaçık bir zulmün şahidiyiz hepimiz... Ve sadece masumlar değil, şahitler de vurulur, suskunluk tuzağında kıvranan her şahit vurulmuştur biraz...
Bu yüzden Gazzelilerin yaşadığı zulüm sadece onların değil, 'insan' olan herkesin eksilmesine, solmasına, azalmasına, hicaptan kahrolmasına yol açıyor. Zalim İsrail, sadece Gazzelilere değil, 'tüm diğer insanlara' karşı savaş açmış durumda.
Hasılı kelam; insan soyu tehlikede... İnsanlık tehlikede. İnsanlık derin bir vahşetle karşı karşıya...
Biz, hiç olmazsa bu apaçık işlenen kitlesel suçun yanında olmadığımızı, yanımızın ve yerimizin masum mü'minlerin yanı ve yeri olduğunu söyleyebilmeliyiz... Bu da hallerimizden okunabilmeli. Yani bize bakan, bizim zulüm karşıtı olduğumuzu anlayabilmeli...
Hz. Mevlana; 'bir mazluma karşı elinden bir zulüm çıktı mı, o zulüm bir ağaç olur, o ağaçtan zakkum biter. Kızgınlıkla gönüllere ateş saldın mı, cehennem ateşinin aslı oldun gitti' der... Zalim yaptığının aslını, ahiretteki izdüşümünü bilmiyor, ama onun için hazırlanmış adaletli bir son var, hatta ateşin bizatihi kendisi olmak gibi bir netice bu...
Yapılan kötülükler, zamanın hangi devresinde yapılırlarsa yapılsınlar kötüdür. Ama Ramazan ayında, bayramlarda, dua vakitlerinde işlenen günahlar insana daha da ağır geliyor. Dolayısıyla İsrail'in bir sahur vakti işlediği soykırım, her zamankinden daha ağır ve daha kötü...
Artık sözler bitti, artık harfler bitti...
Artık sırada; bu zulmü durdurabilmenin farklı yollarını bulup icraya koyabilmek var...
Eski zamanlarda krallara, sultanlara 'ey adalet denizi, ey adalet güneşi' derlemiş. Devrimizde ne kral ne de sultan kaldı lakin elbette biz de Müslüman halklar olarak yöneticilerimizden adaletin güneşi, adaletin denizi olmalarını bekliyoruz. İsrail'in zulümlerine karşı, adalet istiyoruz!