Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik...
Bir de baktık ki bir arpa boyu yol almışız.
CHP'nin hançerlenen Genel Başkanı Kılıçdaroğlu son dönemlerde böyle yapardı... Hakimlerden, savcılardan, polislerden hatta Cumhur İttifakı'na oy veren öğretmenlerden söz ederken "İktidara geldiğimizde hesabını vereceksiniz" mesajları paylaşırdı...
Oysa o da bir dönem "Helalleşme zamanı" diyordu.
Yerine "değişim" diyerek gelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel de "Normalleşme" diye koltuğa oturdu.
Şimdi "Hesaplaşmadan" söz ediyor...
Üstelik "İmamoğlu Suç Örgütü" soruşturması Özel'in kimyasını da epey bozmuş gibi görünüyor.
Hadi yargı mensuplarını, polisleri, siyasetçileri tehdit etmelerine alıştık.
Peki ama 2 gün önce İngiltere'ye dönüp "Manda ve himaye" talep eder gibi konuşup, 2 gün sonra Batı'ya da ayar vermeye çalışmak biraz komik olmuyor mu?
İBB'deki basın toplantısında Avrupa'yı eleştiren Özel şöyle diyor...
"Türkiye'ye Tayyip Erdoğan rejimine katkı sağlamak isteyen buranın bir otokrasi olduğunu bilerek katkı sağlasın... Tayyip Erdoğan rejimine siyasi kredi açmak isteyenler geleceği onunla planlamak isteyenler, Türk askerini Avrupa'ya kalkan yaparız diyen arkadaş bu iktidarın seneye değişeceğini bilecek."
Şimdi şunun altını çizelim.
Özel, İmamoğlu'nun hapiste olmasını aynı zamanda partideki konumunu güçlendirmek için bir fırsat olarak görüyor. Ancak bu savrulan söylemleri sebebiyle ne kadar güvenilir bir lider olduğu tartışmalı. Bu yüzden de CHP'deki aradığı birlik ve beraberlik ruhunu bir türlü yakalayamıyor. Üstelik 6 Nisan'daki CHP Kurultayı'nı Kılıçdaroğlu'nun bir fırsat olarak gördüğü ortada. Sırtındaki hançeri çıkarıp hesaplaşacak gibi görünüyor.
Kılıçdaroğlu: "Ben bugüne kadar hiçbir genel başkanlığa, adaylığa talibim demedim. Kurultay kimi seçerse doğru olan odur" ifadesini kullandı. "Gizli tanıkların kimliği ortaya çıktığında çok şaşıracaksınız" dedi. Yani Kılıçdaroğlu durumun çok net olarak farkında... Yani özetlemek gerekirse Kılıçdaroğlu "Daha önce beni hançerleyenler şimdi de sizi hançerliyor" demeye getiriyor.
Ne diyelim CHP'de bir fasit daire var.
Helalleşiyor, normalleşiyor, hesaplaşıyor, hançerleşiyor...
Günler ayları, aylar yılları kovalıyor. CHP'de değişen bir şey olmuyor...
"CHP'NİN DEMOKRASİ AŞKI PLATONİK"
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, Türkiye'yi Batı'ya şikayet etmek için kullandığı argüman ne kadar sağlıklı sorusu halen ortada duruyor.
Zira Özel, Türkiye'yi Batı'ya şikayet etmesini eleştirenlere "Ben bunu demokrasiyi savunmak için yaptım. Yapmaya da devam edeceğim" diye cevap veriyor...
Peki CHP gerçekten demokrasi havarisi mi? Çünkü geçmiş referanslarına baktığımızda durum pek öyle görünmüyor.
Aklıma ilk gelen Meclis'te Cumhurbaşkanı seçimini kilitlemek için ortaya attıkları "367 garabeti" oluyor. Listeyi uzatmak mümkün.
Bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 28 Şubat 2012'de yaptığı bir konuşmayı hatırlatmak istiyorum. Erdoğan, AK Parti'ye yönelik kapatma davasını, E-Muhtıra'yı hatırlatıyor ve şöyle diyor...
"Demokrasiye bu kadar aşıktınız da 28 Şubat'ta neredeydiniz? Demokrasiye bu kadar tutkundunuz de 27 Nisan'da neden sesiniz soluğunuz çıkmadı? Bunların demokrasi aşkı platoniktir. Bunlar demokrasiyi ancak uzaktan severler."
Yani CHP'nin demokrasi sevgisi ancak kendisine kadar ve millette de bir karşılığı yok. Örneğin hala sivil anayasa direnen, başörtüsü özgürlüğünü anayasal güvence altına almaya yanaşmayan bir CHP var karşımızda. Ayrıca komedyan Gökhan Ünver'e "İmamoğlu'nun tutuklanmasına sessiz kaldı" diye başlatılan linç kampanyasını da sizin takdirinize bırakıyorum. CHP'li belediyelerin salonu iptal etmesi, boykot çağrıları, linç mesajları bırakın ifade özgürlüğünü sessiz kalanların bile CHP'de nasıl linç edildiğini gösterdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de CHP'deki bu ikircikli duruma dikkati çekiyor.
"Mevlana'nın 'Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol' sözü, samimiyet ve dürüstlüğün insan hayatındaki önemini en sade şekilde ifade eden evrensel bir öğüttür" ifadesini kullanıyor.
Bu yüzden aynası iştir kişinin lafa bakılmaz.
"I AM OKAY" GİTTİ BEN VARIM!"
İsrail Gazze'de soykırım yaparken Siyonist markaları boykota yanaşmayan CHP, İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından yerli ve milli markalar için boykot başlattı.
Bu durum özellikle Siyonizm'e "Bir selam durma meselesi mi?" üstünde bir düşünmek lazım... Zira İmamoğlu, İngiliz elçiyle balık yedi, ABD elçisinin karşısında iki büklüm "I am okay" pozu verdi. Ama Batı'dan beklediği koruma kalkanını alamadı...
Şimdi aynı yoldan Özel yürümeye çalışıyor.
"Bakın Siyonist markaları boykot etmedim. Hamas'a terör örgütü dedim" mesajıyla bir anlamda egemen güçlere selam çakıyor. Yani bir başka deyişle "I am okay gitti ama ben buradayım" diyor gibi görünüyor.
Ancak bu konuda önce rüştünü ispat etmesi gerekiyor ki henüz başardığı söylenemez. Bakın boykot çağrısı beklenen etkiyi göstermedi. Üstüne tüm ekonomiyi durduralım çağrıları geldi.
Zira CHP, Türkiye'yi ancak bir ekonomik krizle erken seçime zorlayabileceğini düşünüyor. İmamoğlu'nun tutuklanmasının piyasalarda sadece 10 saatlik geçici bir dalgalanmaya sebep olduğu düşünülürse CHP'nin aradığı "Kaos, krize ulaşılamıyor"
İşin ilginç yanı "Tüm ekonomiyi durduralım" çağrısı istemeden de olsa enflasyonla mücadeleye katkı dahi sağlayabilir.
Yani Özel'in "Gelecek yıl bu iktidar değişecek" söylemlerinin bir zemini var gibi görünmüyor... Tabii eğer bizim bilmediğimiz ancak Batı başkentlerinin bildiği "Türkiye'de sokak olayları üstünden bir iç karışıklık ve darbe zemini oluşturma çabası varsa" o çok ayrı bir senaryo... Ve bu tür senaryolara karşı milletin duruşunun ne olduğunu herkes biliyor. Bu yüzden herkesin yasal, anayasal zeminde bir mücadele içinde yol yürümesinde büyük yarar görünüyor.
AHLAKSIZ ESNAF
Enflasyonla mücadelede en büyük sorunlarımızdan birisi ahlaksız esnaf... Çorum'dan gelen haberi görünce böyle düşündüm. Elindeki domatesi ucuza millete vermek yerine çöpe döken bunu da sosyal medyada şov yaparak yayınlayan pazarcı esnafı, Ticaret Bakanlığı'nın radarına takıldı. Ve şimdi 17 milyon 200 bin lira para cezasıyla karşı karşıya... Ne diyelim milletin gıdasıyla oynarsan devlet de senin ayarlarınla oynar...