Erzurum'un Oltu ilçesinin bir köyünde başlayıp 88 yıl süren fâni dünya yolculuğunu İstanbul'da noktalayan Hat San'atı'nın büyük üstadı Hasan Çelebi Hoca, dün öğle namazından sonra, muhteşem Çamlıca Camii'nden, o bölgenin karla kaplı ve daha bir soğuk olmasına rağmen yine de büyük bir cemaat tarafından, ebediyet yolculuğuna uğurlandı ve Karacaahmet Mezarlığı'nda, Hat San'atı'nın son asırdaki en büyük üstadlarından ve milâdî-1982'de vefat eden 'Hâmid-i Âmidî' imzalı hat eserleriyle meşhur Hâmid Aytaç merhûmun yanı başına defnedildi.
Cenaze namazını kıldıran hoca efendinin, cenaze namazlarında sıkça duyulan klişe ibarelerin tekrarı mahiyetinde olmayan konuşması ve Hasan Çelebi Hoca'nın nice öğrenciler yetiştirdiğini ve İslam kültürüne yaptığı hizmetleri hatırlatıp, Süleyman Çelebi'nin ünlü 'Mevlid'inden o nefis hattıyla yazdığı, 'Mustafâ'ya civâr eyle, yâ Kerîm! / Cennet'ul-Firdevs içinde, yâ Rahîm.' duasını, Hasan Çelebi merhûm için tekrarlaması da güzeldi..
Cemaat içinden pek çok âşina isimle karşılaştım.. Dikkatimi çeken bir noktayı da belirteyim ki, İstanbul Valisi Davut Gül bey'i, -etrafında, görünür hangi bir koruma vs. olmaksızın- cemaatin içinde görmek güzeldi.. Şahsen çok sonra fark ettim.. Hz. Ömer'in, 'Yöneticileriniz başınızdayken, aranızda gibi olsun' meâlindeki ölçüsünü hatırlatıyordu..
*
Üstad Hasan Çelebi merhûmla -önceden gıyabî âşinalığımız olsa bile-, 30 yıl öncelerde, Hat San'atı üzerine, çeşitli ülkelerden gelen, bir 'Müslüman Hattatlar Toplantısı' için geldiği Tahran'da -vicâhen de- tanışmış ve 1 haftayı aşkın bir süre, İran Hat San'atı'nın da sergilendiği mekânları da birlikte yakından görmek, temâşa etmek imkânı bulmuştuk.
Tabiatıyla, Hasan Çelebi Hoca, Hat San'atı'nın inceliklerine vâkıf olduğundan, farklı bakıyor ve benim daha önce bakıp geçtiğim nice hat örneklerine hayran kalıyordu.
Tahran'dan sonra o Hattatlar, Meşhed, Şiraz ve İsfahan gibi, kültürel açıdan son derece zengin merkezlere de götürülmüşler ve o yolculuklardan önce biz vedâlaşmıştık..
*
Aradan 20 yıl kadar bir zaman geçtikten sonra ülkeye döndüğümde, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi'nin o zamanki müdürü kardeşim Emir Hoca, 'Ağabey, Hasan Çelebi Hoca her zaman selâm gönderiyor, ziyaret edelim ..' deyince, gittik..
Uzuuun bir sohbet oldu..
O sohbetin konusuna 8 yıl öncelerdeki bir yazımda da değinmiştim. Önemine binaen, tekrar aktarayım.
Üstad Hasan Çelebi -özetle- demişti ki: 'Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde en az 200 bin personel bulunuyor. Bunların içinde tamamının Kur'an okumayı bildiği söylenebilir. Ve onların dörtte üçünün veya en az 100-150 bininin de 'Hâfız' olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, bu kadar büyük bir kitle içinden, Kur'an'a bakmaksızın, ezberindeki metinleri yazabilecek 1000 kişi bile çıkmaz!
Onların çoğu da, İstanbul gibi belli merkezlerdedir..
Halbuki bu rakamı ilk planda hâfız olanların onda birine yükseltebilmeliyiz. Bu da, 10-15 bin eder.. Bunu, ülkenin her tarafına yaydığımız zaman, ayrı bir zenginlik meydana gelir. Bunun için de, hâfızlar arasında, Kur'an-ı Kerîm'e bakmadan, ezberden okudukları Kur'an metinlerini hatasız olarak yazabilecekler arasında yarışmalar açıp, dereceye girenlerin de teşviki gerekir..'
*
O zaman, Üstad Hasan Çelebi'nin, bu, çok yerinde tespit ve tekliflerini, en üst sorumlulara da aktarmıştım ve onlar da çok güzel teklifler olarak nitelemişlerdi.
Aradan yıllar geçti. Tabiatıyla, bu sahada epeyce çalışmalar yapıldığı görülüyor.. Ama, yeterli değil.. Kaldı ki, hele de câmi ve mescitlerde vazifeli olan personelin bu konuya daha fazla eğilmeleri için vakitlerinin daha çok olduğu söylenebilir.
Ayrıca, Diyanet İşl. Başk. Ali Erbaş Hoca'ma da arz edeyim ki, mübarek Ramazan boyunca bazı resmî ekranlardan yansıtılan 'güzel Kur'an okuma programları'ndan ayrı olarak, Kur'an-ı Mûbîn'i, ona bakmadan, ezberden yazabilecek 'hâfız'lar arasında da yarışmalar tertip edilebilir.
*
Üstad Hasan Çelebi, sadece kendi san'at gücünü sergilemek için hat yazmakla meşgul olan birisi değildi ve geride bıraktığı o fevkalâde güzel hat örnekleri, onun, inancımızın sembollerini en güzel şekilde yansıtmak derdinin ve aşkının da meyvesi idi..
Düşünelim ki, Hacc'a giden nicelerimiz, Kâbe'de, Mescid'ul-Haram'da, sütunlara yazılmış 'lazfa-i celâl'i bile okuyamıyoruz.
Mezar taşlarında dedelerimizin isimlerini bile okuyamaz hale getirildik; laik taife, kendilerini utandırması gereken bu başarılarıyla iftihar edebilirler.
*
Bu vesileyle, Pakistanlı bir İslam âliminden işitip, merhûm hocamıza aktardığım ve çok beğendiği bir ince nükteyi de tekrarlıyayım.
O Pakistanlı zât-ı muhterem, 'Evet, 'Kur'an hâfızı' olmak güzeldir, ama; ondan da güzeli ve en güzeli, 'Kur'an muhafızı' olabilmektir..' derdi.
Evet, eğer 'Kur'an muhafızı' denilebilecek liyakatte olabilseydik, emperyalistler ve onların içerideki uzantıları, bugün bizim yakındığımız ve 'taife-i laicus'un da gurur duydukları ihanetlerinde başarılı olamazlardı.
*
Merhûm Hasan Çelebi hoca'mıza, ebediyet hayatına geçtiği bu yolculukta, rahmet-i ilâhî'nin yoldaş olmasını Allah'u Teâlâ'dan niyaz ediyorum.
*