İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 106 kişi hakkındaki yolsuzluk ve terör başlıklı iki ayrı soruşturma dosyası siyasetin gündeminde ufak çaplı bir sarsıntıya yol açtı.
İmamoğlu malum, sadece bir belediye başkanı değil (hatta en az kullandığı unvan sayılabilir bu) aynı zamanda CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için büyük çabalar ve paralar sarf eden biri.
Haliyle sarsıntı normal, lakin beklenmiyor da değildi.
Şaibeli kurultayın, para kulelerinin ve PKK ile girilen kent uzlaşısının savcılıklara ve medyaya yansıyan boyutu bile ipin ucu çekildiğinde CHP'nin epeyce sarsılacağını gösteriyordu.
Beklenen oldu.
GENEL MERKEZ BİLİYORDU
CHP Genel Merkezi de Ekrem İmamoğlu da bunu aynen böyle biliyordu.
Bildikleri için ta 2028'te yapılacak seçimleri hedefleyerek İmamoğlu'nu alelacele Cumhurbaşkanı adayı ilan etme telaşına düştüler. Parti içinde bile tartışılan, mana verilemeyen telaşın asıl sebebi buydu.
İmamoğlu yargılandığı davalarda suçlu bulunur da cumhurbaşkanlığı adaylığı için hukuken bir yasak gelirse bu duruma karşı İmamoğlu'na siyasi bir zırh, bir kalkan oluşturmak istediler.
Kamuoyuna dönüp "bakın gördünüz mü İmamoğlu'ndan korktukları için engellemeye çalışıyorlar" diyebilmek için.
Şu an tam da bunu yapıyorlar.
Yoksa İmamoğlu'nun kendi adaylığını ilan etsin diye genel merkez ve Özgür Özel üzerinde kurduğu baskıyı duymayan mı var Ankara'da?
CHP İMAMOĞLU'NUN ANAFORUNDA
Görünen o ki CHP'de aklıselim yok. Partinin yetkili organları, hukukçuları, akil insanları yaşanan gelişmelerin siyasi operasyon sebebiyle değil somut delillere dayalı hukuki bir süreç olduğunun ayırdına ya varamıyor ya da bağırmadan konuşamayan, sokak eylemselliğini parti siyaseti sanan yeni elitlere söz geçiremiyor.
Yoksa soruşturma dosyasındaki iddiaların önünü arkasını araştırarak sağlam bir savunmaya hazırlanmak ve kamuoyuna da olayı tane tane izah etmek yerine "bu bir darbedir" türü mübalağayla karışık manipülasyona girişmezlerdi.
Sonuçta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı şüpheliler hakkındaki iddialarını MASAK raporlarına, tanık ifadelerine, vergi uzman raporlarına ve diğer somut delillere dayandırıyor.
NEDEN TANE TANE İZAH ETMİYORLAR?
İmamoğlu'nun katıldığı bir canlı yayında kendisine yöneltilen diploma sorusuna verdiği cevabı hatırlayın. Gazeteci arkadaş diploma konusundaki iddiaları içeren temiz bir soru soruyor. İmamoğlu ise "geç bunları geç, doğru dürüst sorun yok mu senin" diye gazeteciye çıkışıyor.
Hal bu ki verecek cevabı olan kişi bunu fırsat bilir, kamuoyundaki kafa karışıklığını gidermek için süreci güzelce anlatır. Sonra da çıkar, göğsünü gere gere "Hayır efendim, ben usulsüzlük yapmadım. Milyonlarca öğrencinin dirsek çürüterek girdiği sınavda en düşük puanı aldığım halde kazanamadığım yüksek puanlı bir okula alavere dalavere ile girmedim. Kimsenin hakkına da girmedim" der.
Ama bunu yapmak yerine mugalata yapıyor İmamoğlu.
CHP de İmamoğlu'nun anaforuna kapılmış, mütemadiyen dibe çekiliyor.
ŞİKAYET EDENLER CHP'Lİ
İmamoğlu ve çevresine dair şikayetler, kurultaylardaki şaibe iddiaları, belediye imkanlarının paralarının belli adreslere peşkeş çekildiğine dair yolsuzluk söylentileri önce CHP'de konuşuldu.
Partiden yayılan fısıltılar-uğultular arşı alaya ulaşmıştı ki iş resmiyete döküldü.
Adli makamlar yapmaları gerekeni yaparak CİMER'e ve savcılıklara iletilen suç duyurularını işleme koydular sadece. Hiç öyle CHP sözcülerinin, Özgür Özel'in, muhalif çevrelerin dediği gibi "Erdoğan emretti, savcılık harekete geçti" durumu yok yani. Bilakis "CHP'liler şikayet etti, savcılık suç duyurularının peşine düştü" durumu var.
CHP yönetimi bu iddiaları ciddiye almayarak hata yaptı.
İddialara ilişkin parti içi disiplin süreçlerini işletmeyerek, bunu yekten "siyasi operasyon" diye etiketleyerek ilk düğmeyi yanlış ilikledi.
Üstelik tek adaylı teamül yoklamasını dondurmayarak krizi krize ekleme yanlışını sürdürüyorlar.
DİLEK HANIM VE AJANS İŞ BAŞINDA
İmamoğlu'na siyaset (algı) üreten "ajans" dün yine iş başındaydı.
İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu'nu sabahtan kamera karşısına geçirmiş kayıt tuşuna basmışlar. Kocaman bir Atatürk portresini fon olarak kullanıp, soft ışıkta, ağlak ses tonuyla duygu sömürüsüne girişmişler.
Dilek İmamoğlu da "ben eşime çok güveniyorum, o öyle pis işler yapmaz" demek yerine "Türkiye'nin adalet sistemine, demokrasisine güvenmiyorum bla bla" diyen cümleler kuruyor.
Akşamına da otobüs üstüne çıktı Dilek Hanım, Atatürk'ün mavi gözlerinden dem vurdu.
Niye böyle şeylere ihtiyaç duyuyorlar anlamıyorum.
CHP tabanının gerçeği merak etmediğini, sorgulamadığını, somut deliller ve veriler üzerinden kritik yapmadığını nereden çıkartıyorlar?