Kalem, yalnızca kelimeleri sıralayan bir araç değildir; o, inançla yoğrulmuş bir iradenin, kökleri derinlere uzanan bir medeniyetin ve vicdanın sesi olmalıdır. Bugün, bu satırları yazarken yalnızca bir yazar değil, aynı zamanda bu milletin tarihine, kültürüne ve değerlerine karşı sorumluluk taşıyan bir bilim insanı olarak kalemi elime alıyorum. Çünkü biliyorum ki, kelimeler sadece yazılmak için değil, bir ruhu ayağa kaldırmak, bir nesli uyandırmak ve hakikati hatırlatmak için vardır.
Bu gazete, yalnızca haberleri sıralayan bir mecra değil; milletin vicdanını, irfanını ve istikametini diri tutan bir çınarın köklerinden filizlenen bir kürsüdür. Bugünden itibaren, bu kürsüde sizlerle buluşacak; fikri hür, vicdanı hür ama her şeyden önce milli ve manevi değerlere tutkuyla bağlı bir kalemle hakikati arayacağız. Okuyucunun derdiyle dertlenmeyen, milletin ruhunu anlamayan hiçbir sözün kalıcı olmayacağını bilerek, her kelimeyi bir emanet şuuru ile yazacağım. Çünkü söz, sahibini bulur; hakikati haykıran bir ses yankısını daima milletin gönlünde konumlandırır.
Bu sütun, yalnızca bir fikir paylaşım alanı olmayacak; vicdanı, tarihi ve bilimi rehber edinerek yarınların büyük Türkiye idealine katkı sunmayı amaçlayan bir kürsü olacak. Burada iç ve dış politikaya dair gelişmeleri değerlendirirken, hamasetten uzak, akıl ve adalet ekseninde, yalnızca hakikatin izinde yol alacağız. Günlük siyasi çekişmelerin ötesinde, ülkemizin stratejik çıkarlarını, milletimizin bekasını ve ortak geleceğimizi önceleyen bir perspektifle yazacağız. Çünkü biliyoruz ki, Türkiye'nin kaderi sadece bugünün değil, yarının da meselesidir; her sağduyulu kelam, bu kaderin inşasına bir tuğla koyacaktır.
Hakikatin İzinde Bir Güzergah
Bölgesel barış ve istikrar, yalnızca diplomatik bir söylem değil, aynı şiar peşinde koşan tüm toplumların ortak selameti için hayati bir zorunluluktur. Türkiye, jeopolitik konumu ve tarihi misyonu gereği, kendisiyle birlikte çevresindeki coğrafya için de bir denge unsuru olmak durumundadır. Güçlü bir Türkiye, sadece ekonomik refah ve askeri caydırıcılıkla değil, adil bir hukuk düzeni, ilkeli bir dış politika ve toplumun her kesimini kucaklayan, farklı kanaatleri ötekileştirmeyen bir siyaset anlayışıyla inşa edilebilir. Bu yüzden, her analizimizde milletin ve insanlığın geleceğini gözeten bir yaklaşımı esas alacağız.
Önümüzde zorluklar, çatışmalar ve çetin sınavlar olacak. Ancak şunu unutmayalım: Türkiye, tarihi boyunca krizlerden güçlenerek çıkmayı başarmış bir devlettir. Bizler de bu satırlarda, önyargılara teslim olmadan, günü kurtaran söylemler yerine uzun vadeli ufuk çizgisine odaklanan yazılarla hakikate ışık tutacağız. Çünkü inanıyoruz ki, ancak doğrulara dayanan bir yaklaşım, kalıcı barış ve istikrar getirebilir. Ve ancak vicdan sahibi bir kalem, milletin sesi olabilir.
Satırlarımız, bağımsız ve güçlü bir Türkiye idealine adanmış; adil düzenin izini sürerken, vicdanı, hürriyeti ve adaleti pusula bilecektir. İstikametimiz, milletimizin tarihine yaslanarak geleceğe yürüdüğü, refah içinde, kamplaşmadan uzak, adil ve onurlu bir düzenin hüküm sürdüğü bir ülkeye doğrudur. Çünkü biliyoruz ki, istiklal ve istikbal, yalnızca bedel ödeyenlerin değil; onu hakkıyla sahiplenenlerin omuzlarında yükselir.