Sadece insanlara değil, bütün canlılara da Allah'u Teâlâ tarafından verilen bir davranış özelliğini biraz dikkatle hepimiz fark edebiliriz.
Hele de anne durumunda olanların yavrularını koruma çabalarında...
Bir anaç tavuk bile, civcivlerini korumak için âdeta 'aslan' kesilir. Keza, bir anne kedi de aynı şekilde, yavrularını kurtarmak için, kendisini fedâ edercesine mücadele eder.
*
İnsan'ın diğer canlılardan farklı tarafı, bu fıtrî özelliğinden ayrı olarak, insan nesline bir takım vicdanî ölçülerin de verilmiş olmasıdır. Bundan dolayı, öyle ana-babalar vardır ki, kendi çocuklarından hele de hiç beklemedikleri büyük yanlışlar, suçlar ve hattâ ahlâksız davranışlar gördükleri zaman, 'Meğer canavar büyütmüşüz, onun cezasını kanundan ve devletten önce biz vereceğiz!' derler; utançtan kurtulmak için.. Ve halk da, genel olarak, 'Aferin, o ana-baba'ya..' der..
Çocuklarına bir takım isnadlar, ithamlar veya iftiralar yapıldığında; bazı 'ana-baba'lar ise, çocuklarının hesabını yargı önünde vermesini ve o iddiaların gerçeğinin mahkeme kararıyla anlaşılmasını isterler; o dönemde karşılaştıkları sıkıntıları da, hayatın tabiî akışı içinde imtihandan geçmek şeklinde değerlendirirler; 'Çocuğumuzun söz ve davranışları bizim inancımızın gereğidir. Oğlumuz hırsızlık- yolsuzluk yapmadı, silah kullanmadı, bizim yüzümüzü kızartacak bir şey yapmadı; fikrinin- inancının gereğini yaptı..' derler.
*
İBB Başkanı'nın ve kendi yakın çalışma arkadaşlarından onlarcasının 'büyük yolsuzluklar yaptıkları' gibi bir takım ağır iddia ve ithamlarla tutuklanması üzerine, bu kişinin 'ana-baba'sının ekranlardan, bizim inanç ve kültürümüzde duyulmamış beddualar etmeleri ve 'Bizi bu kadar perişanlığa sürükleyenler, çoluk-çocuğunun ciğerinden et yiyerek iyileşmeye uğraşsın ve iyileşemesin!" gibi temennilerde bulunmaları, hangi yönden bakılırsa bakılsın, gerçekten dehşet vericiydi.. Dehşet verici olan, o temennilerin gerçekleşmesi ihtimali değil, o 'ana-baba'nın, oğullarının, o iddia ve ithamların temize çıkacağına dair ümidsizlikleriydi, herhalde.. Bir şeyler biliyorlar gibiydi âdeta.. Ne de olsa, ellerinde, 'soyadları'nı taşıyan, on milyarlarca liralık dev bir Anonim Şirketleri ve onun karıştığı bir takım işlemler de var.
Bu bedduanın, 'mulâane'nin/ lânetleşme'nin benzerini, şimdi hayatta olmayan bir kişi de, 15 sene öncelerde, Pensilvania'daki karargâhından, Tayyib Erdoğan ve arkadaşları için, "Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkân vermesin." şeklinde yapmıyor muydu?
O 'ana-baba'nın nisbet edildikleri dinin ölçüleri içinde, oğullarının temize çıkması için dua etmeleri anlaşılabilir; ama, böyle yargılama yapacakları da içine alan bu gibi beddualardan dolayı da bütün toplumdan özür dilemeleri gerekir.
Evet, çok açık bir haksızlığa uğrayanların yüreği yanarak söyledikleri sözler, belki anlaşılabilir. Ama, hesabını vermemiş kimseler nasıl temize çıkacaklardır?
*
Ö.Ö efendi ve taifesi de milletin 'boykot'unu görecektir, inşaallah..
Dün sabah, kahvaltılık almak için bir 'manav'a gittim.. Kilosu 100 lira olan salatalıktan yarım kilo ve kilosu 40 lira olan domatesten de 1 kilo istedim. Yaşlı manav, yüzüme baktı.. 'Seni anlıyorum.. Yarım kilonun bile hesabını yapıyorsun.. Allah onları ıslah etsin, olmazlarsa kahreylesin.. Oğlum, Taksim'deki bir otelin restoranında çalışıyor. Onlardan 3 kişilik bir grup, kahvaltı için 1500-2000 lira ödüyorlarmış. Biz ise, rızkımızı helâl yoldan kazanmak için, üç-beş liranın bile hesabını yapıyoruz..
Utanmıyorlar, milleti 'boykot'a davet ediyorlar; halkın rızkı ile oynuyorlar. Bunlar, kimin adına hareket ediyorlar?' dedi.
Söyleyecek söz bulamadım..
Ö.Ö. efendi ve taifesi, İBB Başkanı ve yakın çalışma arkadaşlarının tutuklanmasına karşı ülkeyi tahrik etmeye çalışırken, 'akl-ı selim'le zerrece ilgisi olmayan siyasî entrikalar tertip etmek yolunda her an yeni adımlar atmaya çalışıyor.. O ve taifesi, bir 'mütegallibe zümresi' durumunda bu milletin ensesine 100 yıldır çöken malûm bir taifenin günümüzdeki uzantısıdır ve 'helâl rızk ve lokma' peşinde olan büyük kitleler de, onlara, 100 yıldır uyguladıkları 'boykot'u tekrarlayacaklardır, inşaallah..
*
Trump: 'Miladî-19. Asır vahşi kapitalizmi'nin hortlağı!
Amerikan emperyalizminin başındaki kişinin psikolojik yönelişleri ne olursa olsun, yeni Roma İmpatarorluğu'nu ve de 19. Asrın vahşi kapitalizmini hortlatmayı hayal ediyor.
Trump'ın planı, Amerikan halkına daha çok para kazandırmak hayaline dayanıyor.. Bunu, 'daha çok para kazanacaksınız..' diye anlatırken yüz hatlarına bakanlar, 'paraya ve güce tapan' tiplerin canlı bir örneğini görmüş olmalılar..
ABD'nin 340 milyona yakın nüfusunun tamamı da Trump gibi mi düşünüyor, bilmiyoruz. Ama, 19. Asır Vahşi Kapitalizmi'ni hortlatmakla gurur duyan Trump, dünyadaki bütün ülkeleri ve halkları ticaret savaşıyla tehdit ediyor, bütün dünyayı kendi önlerinde teslim olmaya, köleliğe çağırıyor; gücüne saygı gösterilmesini istiyor; 'sevgi ve saygının zorla olamıyacağını idrak edemeyecek kadar' bir 'gücetapar'! Ve, dünyanın Amerika'yı soyduğundan dem vuruyor, 'yavuz hırsız' misali..
50 yıl öncelerde, Sovyet Rusya Komünist İmparatorluğu'nun da sonsuza kadar kalacağı sanılırdı, ama, Ağustos-1991'de çöküvermişti. 'Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde..'
Trump tarihin nasıl şekillendiğini idrak edebilseydi, öylesine komik laflar etmezdi.
Bu vahşi kapitalizm zorbalığı karşısında, her bir ülke ayrı ayrı değil, Trump'ın bütün dünyayı karşısına alışındaki yöntemle; topluca dünya çapında kararlı bir 'boykot' geliştirilmesi halinde, diz çökecek olanın sadece Trump değil, bütünüyle Amerikan emperyalizminin olacağı, bizzat Amerikan kamuoyu çevrelerinde bile dile getirilmeye şimdiden başlanmıştır.