UNESCO ve OECD'nin güncel raporlarına göre, dünyada 7 milyona yaklaşan uluslararası öğrenci hareketliliği söz konusu. Bu öğrencilerin büyük bir kısmı ABD, İngiltere, Almanya, Kanada ve Avustralya gibi ülkeleri tercih ediyor. Nitekim sadece ABD, 2023-2024 döneminde uluslararası öğrencilerden 40 milyar dolar gelir elde etmiş durumda. Ancak son aylarda yaşanan gelişmeler, bu cazip eğitim destinasyonunun özgürlükler ve insan hakları açısından sorgulanmasını da beraberinde getiriyor.
11 Eylül sonrası dönemde, ABD'de özellikle Pakistan, Hindistan ve genelde İslam coğrafyasından gelen öğrenciler üzerinde bir baskı ortamı oluşmuştu. Şimdi ise benzer bir tablo, Gazze savaşına destek veren uluslararası öğrenciler üzerinden yeniden kuruluyor. Columbia, Harvard ve Yale gibi önde gelen kurumlarda protestolara katılan bazı öğrencilere, üniversite göç ofislerinden "vize statünüz tehlikeye girebilir" uyarısı içeren e-postalar gönderildiği bildiriliyor. Oysa ABD iç hukukuna göre, bu tür e-posta uyarıları hukuki açıdan bağlayıcı değil. Yani öğrencilerin ülkeden ayrılması yönünde doğrudan bir yasal zorlama yapılamaz. Ancak bu tür mesajlar, psikolojik baskı yaratmakta ve "yumuşak sınır dışı (soft deportation)" yöntemi olarak değerlendirilmekte. Öğrencilerin, herhangi bir mahkeme kararı ya da resmi suçlama olmaksızın ülkeden ayrılmaları teşvik ediliyor.
Unutulmamalıdır ki ABD'de yasal bir sınır dışı işlemi yalnızca Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) tarafından başlatılabilir ve bu sürecin sonunda göçmenlik mahkemesi karar verir. Üniversitelerin veya idari birimlerin böylesine kritik bir konuda doğrudan yönlendirme yapması, ciddi anayasal hak ihlalleri anlamına geliyor.
Birleşmiş Milletler'in kabul ettiği ve ABD'nin de taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (ICCPR)'nin 19. ve 21. maddeleri, herkesin – uyruk fark etmeksizin – ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkı bulunduğunu açıkça garanti altına alır.
Benzer şekilde, UNESCO'nun 1997 tarihli Yükseköğretim Öğretim Elemanlarının Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı, akademik personel ve öğrencilerin politik baskıdan uzak, özgür bir öğrenim ortamında bulunma hakkını teyit eder.
Daha güncel bir belge olan 2023 tarihli BM Eğitim Hakkı Özel Raportörü Raporu, uluslararası öğrencilerin ev sahibi ülkelerde tüm akademik ve ifade özgürlüğü haklarından eşit biçimde yararlanması gerektiğini vurgular. Raporda ayrıca, bu öğrencilerin "siyasi görüşleri nedeniyle cezalandırılmaması" gerektiği özellikle belirtilmiştir.
Dolayısıyla; öğrencilerin fikir beyanı nedeniyle gözaltına alınmaları, vize tehditleriyle sindirilmeleri ya da üniversitelerden dolaylı yollardan "ayrılmaya zorlanmaları", hem ulusal hukuk hem de uluslararası normlar açısından açık bir hak ihlalidir.
Bu uyarılar, herhangi bir yargı kararanı dayanmamakla birlikte, psikolojik baskı unsuruna dönüşmüş durumda. Nitekim, üç yüzden fazla uluslararası öğrencinin vizesi şikayetler üzerine iptal edilmiş. Bu durum, ifade özgürlüğü ve akademik özerklik açısından kaygı verici bir tabloyu ortaya koyuyor.
Trump'ın kampüs protestolarını "yasadışı" ilan ederek bu okullara sağlanan federal yardımların kesilmesi çağrısı, meseleye siyasi bir boyut kazandırıyor. Bu baskı ortamında, sadece protestolara katıldığı ya da Filistin lehine yazı yazdığı için sınır dışı edilen öğrenciler olduğu bildiriliyor. Rümeysa adlı bir Türk doktora öğrencisinin, iftara giderken sivil göçmenlik yetkililerince durdurulup 2000 km uzakta bir merkeze götürülmesi, bu baskının vahametini gösteriyor.
ABD Anayasası'nın 1. Ek Maddesi (First Amendment), barışçıl protesto hakkını anayasal güvence altına alır. Ancak uygulamada, özellikle Filistin yanlısı ifadeler söz konusu olduğunda bu hak sınırlandırılmakta ve çifte standart uygulanmaktadır. Human Rights Watch ve Amnesty International gibi örgütler de bu konuda defalarca uyarıda bulunmuştur.
ABD'nin soft power stratejisinde ciddi bir açık oluşmakta: Demokrasi ve insan hakları savunuculuğu ile meşruiyet kazanmaya çalışan bir ülkenin, bu ilkeleri kendi kampüslerinde ihlal ediyor.