Türk demokrasisi nice tehlikelerle karşı karşıya kaldı. Çok partili hayat ya darbelerle ya örtülü müdahalelerle bölündü. Bunlardan en iyi bilineni 28 Şubat. Çünkü televizyon çağında meydana geldi. Ama o renkli ve sihirli ekranda hiç görünmeyen, yerlerine kuklalarını çıkaran bir zümre vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan onlara komprador burjuvazi adını veriyor... İşte 28 Şubat ve onun gizli failleri...
23 Şubat 2025'te Ankara Spor Salonu'nda düzenlenen AK Parti 8. Olağan Büyük Kongresi'nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ama 'kayıt dışı siyaset' yapma dönemi artık kapanmıştır. Yeni Türkiye'de kayıt dışı ekonomiye de kayıt dışı siyasete de yer yoktur. Bu sözlerim sadece siyaset heveslisi sermaye temsilcilerine değil, aynı zamanda 'komprador burjuvazinin' gönüllü taşeronluğuna soyunan muhalefet partilerinedir. Unutmayın, Türkiye değişmiştir. Siz de eskiyi hortlatmaya çalışmak yerine, bu yeni Türkiye'ye alışmak, politikalarınızı buna göre belirlemek zorundasınız." dedi.
Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 29 Kas 2022'de Türkiye Otelciler Federasyonu 7. Olağan Genel Kurulu'nda konuşmasında ise, "Türkiye artık eski Türkiye değildir. Ülkemiz artık 2 teröristle 3-5 milyar dolarlık spekülasyonla, medya manipülasyonlarıyla istikameti değiştirilecek bir yer olmaktan çoktan çıkmıştır" ifadelerini kullandı.
24 TV'nin konuyu özetleyen analiz videosu aşağıdadır;e-bildiriler, müdahale tehdidi altında cumhurbaşkanlığı krizi, parti kapatma davası, gezi kalkışması, 7 Şubat mit krizi, 17-25 aralık ve 15 temmuz darbe girişimi gibi daha nice badire atlatıldı. Bir solukta sayması bile zor... Atlatıldı diyoruz ama aslında Türk demokrasisinde pek rastlanmayan bir şekilde bertaraf edildi. Ve hepsi Rus ruleti için tetik çekmek gibiydi...
Gözü daha kara olan hala iktidarda. Silahı başına götürürken tereddüt edenler hapiste ya da yurtdışında vatansız öldü... Kimi de güneşten kaçan bir vampir gibi kuytulara mahkum...
Peki, madem bu kadar çaba harcandı, bu yolda şehitler verildi, kan döküldü, çileler çekildi neden hala "Türkiye artık eski Türkiye değil" deme ihtiyacı hissediyoruz?
Çünkü kendilerini hatırlatıyorlar... Sivil iktidar arkasını bir dönmeye görsün zaman zaman sıkmak zorunda kaldığı yumruğunu azıcık gevşetmesin.
TÜSİAD 28 ŞUBAT DARBESİNİN PERDE ARKASINDAKİ FAİLİYDİ
Deyim yerindeyse su uyuyor 28 Şubat'ın aktörleri uyumuyor. Gözlerini çevirdikleri yerden küçük bir sinyal almaları yeterli. TÜSİAD'ın parmak sallamaya cüret ederek yaptığı son çıkış Türkiye'ye 28 Şubat travmasını hatırlattı. Çünkü aslında belki de gözden kaçtı ama TÜSİAD 28 Şubat darbesinin perde arkasındaki failiydi.
28 ŞUBAT NEYDİ, ASKERİ CUNTA NEDEN 54. HÜKÜMETİ İSTİFAYA ZORLADI?
Bu soruya hep Türkiye'nin kurucu değerleri üzerinden cevaplar verildi. Oysa darbenin bir numaralı mağduru merhum Başbakan Necmettin Erbakan hayatı boyunca başka şeyler söyledi. İşaret ettiği bir numaralı failse kendini saklamayı hep başardı, süreçten yara almadan sıyrıldı. Söz konusu faili bulma yolculuğuna 1995 yılında başlamakta fayda var. O yıl oyların yüzde 21'ini alan Refah Partisi birinci parti olmuştu, ancak iktidar olmak için koalisyon gerekiyordu. Refah-Yol Hükümeti bir çok siyasi hesabın, çıkar çatışmasının ve mücadelenin gölgesinde kuruldu.
HASTALIKLI DÜZEN HAVUZ SİSTEMİYLE BY-PAS EDİLDİ
Merhum başbakan Necmettin Erbakan adil düzen ve ağır sanayi hamlesi onunla özdeşleşen kavramlardı. 2 yıllık görev süresi boyunca attığı en müspet adımlardan biri de kurduğu havuz sistemiydi. O güne kadar kamu kurumları bütçeden paylarına düşen mevduatı düşük faizle özel bankalara yatırıyordu. Özel bankalarsa bu meblayı yüksek faizle devlete borç veriyordu. Nalıncı keseri gibi hep özel bankaların faydasına çalışan bu sistem değişmeliydi. Erbakan bu hastalıklı düzeni havuz sistemiyle by-pas etti. Sistem hazinenin gelir ve giderinin bir havuzda toplanarak, kaynakların doğru bir biçimde değerlendirilmesine dayanıyordu. Kamu kurumlarının paraları kamu bankalarında toplandı. Krediye ihtiyacı olan kamu kurumları, kredi ihtiyacını kamu bankalarından karşıladı. Çünkü kamu kurumlarının özel bankalardan kredi almaları yasaklanmıştı. Sonuçları Erbakan ve ekibinin düşündüğünden bile iyi olmuştu. Bu sitemle Türkiye 1 yılda 10 milyar dolar tasarruf ederek kaynaklarını daha verimli kullanan bir ülke haline geldi.
O DÖNEMİN MEDYA SEKTÖRÜNE SAHİP BANKA SAHİPLERİ
1997 yılı bütçesinin ilk aylarında bütçe açık vermemiş tam tersine fazla vermiştir. Kamu borçlanmasında reel faiz oranının %40-50 düzeyinden %3 düzeyine gerilediği gözlenmişti. Bu durum dönemin Sayıştay raporlarına da yansımıştı. Bu sistem sayesinde devlet sermayesinden faydalanma ayrıcalığı belli bir zümrenin tekelinden çıktı ve birileri için bu bir sorundu. Çünkü eşit ve adaletli dağıtılan imkanlar yeni bir sermaye sınıfının doğuşuna da işaret ediyordu. Statüko bu gücü, kontrol edilmesi gereken bir risk unsuru olarak değerlendirmişti. Onlara faiz düzeninden beslenen ancak bu yeni dönemde astronomik karlarından olan banka sahipleri de katıldı. Bu zümre aynı zamanda Türkiye'nin önde gelen medya sektöründe egemendi. Bir başbakanı terlik ve pijama ile karşılayabilecek kadar güçlüydüler.
Ayrıcalıklıklarını paylaşmak istemeyen İstanbul sermayesinin hedefiyse yükselen Anadolu girişimciliğiydi. 28 Şubat basını bunları yeşil sermaye olarak adlandırıyor, hatta terörden bile tehlikeli olduklarını iddia ederek irticaya hizmet ettiklerini savunuyorlardı. Devam eden süreçte genelkurmay bu iddiaları incelemeye alıyor ve fişledikten sonra basına servis ediyordu. Hatta 28 Şubat MGK kararlarına girmiş ve ardından Genelkurmay'ın 'irtica brifingleri'ne de konu olmuşlardı.
28 ŞUBAT'TA TÜSİAD ŞAHİN BİR TAVIR ORTAYA KOYDU
Zaman zaman yayınladığı raporlarla refah/yol hükümetini laiklik üzerinden hedef aldı. Örneğin 28 Şubat sürecinin ardından devreye sokulan ve asıl hedefi imam hatipler olan 8 yıllık kesintisiz eğitimin köklerini bu raporlardan birinde bulmak mümkündü. Rapor 1997 yılında yayınlanmıştı. İş dünyasının ve işçi örgütlenmesinin önemli kuruluşları da devredeydi. TİSK, TESK, TOBB, Türk- İş ve DİSK silahsız kuvvetlerin ön saflarında yer alıyordu.
Direktifleri kendilerine görev adlederek harekete geçen bu gruba 5'li çete adı veriliyordu. İş bırakma ve grev gibi çeşitli tehditler ve bildirilerle hükümet üzerinde istifa baskısı oluşturdular.
SONUNDA NE OLDU?
Yaşanan tüm bu gelişmeler süreci hızlandırdı ve darbeyle hükümet istifaya zorlandı. Cuntacılar darbe sürecinde oynadıkları rol sayesinde isimlerini zaman içinde TÜSİAD üyelerinin şirketlerinde iş buldular. 28 Şubat sürecinin askeri kanadında yer alan birçok isim, emekliliklerinin ardından büyük sermaye şirketlerinde üst düzey görevler aldılar. Örneğin dönemin jandarma genel Komutanı Teoman Koman, İnterbank'ın yönetim kurulu üyesi olarak işe başladı. Dönemin deniz kuvvetleri komutanı Güven Erkaya iş adamı Kokmaz Yiğit'in firmalarında görev aldı.
Hava kuvvetleri komutanı Ahmet Çörekçi, Turgay Ciner'e ait Park Holding'de, orgeneral kemal yavuz Koç Holding'de, orgeneral Muhittin Fisunoğlu Sümerbank yönetiminde yer alıyorlardı.
Türkiye ekonomisi 1997'de yüzde 7,5 büyürken, kademeli olarak küçüldü, 2001i yüzde 6 küçülmeyle kapattı. Türkiye 15-20 yıl geriye gitti. Şimdi yine geriye gitsin isteyenler var. 28 Şubat'ta bahaneleri irticaydı, bugün muhalif mahallede tepki çeken dava ve soruşturmalar.