Söz konusu İsrail ise ABD'de haksız tutuklamalar ne ilk ne de son..

Dr. Abdulhamit Yağmurcu/ Kamu Yönetimi ve e-devlet uzmanı
1.04.2025

Konu, terör devletinin ve Siyonistlerin zulmünü protesto etmek olunca, ABD'de iktidarda kimin olduğu fark etmeksizin yabancılara maalesef hiçbir hak tanınmaz. Teoride yargı özgür, devlet başkanı bile, hakime değil baskı yapmak, reyini dahi ihsas edemez. Ama uygulamada ne demokratik değerler, ne insan hakları ne de hukukun üstünlüğü söz konusudur.


Söz konusu İsrail ise ABD'de haksız tutuklamalar ne ilk ne de son..

Dr. Abdulhamit Yağmurcu/ Kamu Yönetimi ve e-devlet uzmanı

ABD'de doktora yapmakta olan Türk Akademisyen Rumeysa Öztürk, geçen günlerde Siyonist İsrail'i eleştiren bir yazıya arkadaşları ile birlikte imza attığı için önce maskeli ajanlar tarafından saldırgan bir şekilde gözaltına alındı. Sonra vizesi iptal edilerek sınır dışı edilmesi süreci başlatıldı.

ABD'de birçok stratejik kurum ve kuruluş Siyonistler tarafından maalesef kontrol altına alınmış ve kendileri de kanunla koruma altına alınmış durumdadır. Bu nedenle terör devleti İsrail'i, işlediği tüm suçlara rağmen barışçıl bir şekilde de olsa protesto eden veya eleştirenler çok ciddi bedeller ödemek zorunda kalabilmektedirler.

Yaşananlara bakıldığında Öztürk'ün yaşadığı ne ilk ne de sondur.

Rümeysa Öztürk'ün yaşadığı mağduriyetin bir benzerini, ben de 20 yıl öncesinde yaşadım. 1996 yılında YÖK bursu ile ABD'ye Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans ve doktora yapmak üzere gitmiştim. 1998 yılında Pittsburgh şehrindeki Carnegie Mellon Üniversitesinden yüksek lisans derecesi aldım. Florida State Üniversitesi'nde doktora eğitimi alırken Tallahassee İslam Merkezi ve Üniversitenin Müslüman Öğrenci Derneği (MSA) yönetimlerinde görev aldım. Demokratik değerlerin ve fikir hürriyetinin var olduğu varsayımı ile özellikle üniversite çevresinde fikirlerimi çekinmeden ifade etmekte idim. Aktif bir Müslüman genç olarak Irak Savaşı'nın ABD vatandaşlarının menfaatine olmadığını devlet yönetiminin iyi ilişkiler ve ticaret yoluyla meşru kazanç sağlamak yerine zaruri ve insani olmayan savaş ve işgaller ile düşman ürettiğini birçok mecrada dillendirdim. MSA üye ve yöneticileriyle birlikte terör devleti İsrail'in zulümlerinin zirve yaptığı dönemlerde, eyalet parlamentosunun önünde zulme ve zalimlere ABD desteğinin durması yönünde yapılan barışçıl protestolara katıldım.

"En özgür ülke"

Bütün bunları dünyanın "en özgür ülkesi"nde demokratik katılım bağlamında sergilediğimi ve düşünce özgürlüğü bağlamında görüşlerimi ifade ettiğimi düşünürken bir gün hiç beklemediğim bir durumla karşılaştım. Aniden üniversite polisleri eşliğinde evime gelen ABD İç Güvenlik Bakanlığından (The Department of Homeland Security) "iki ajan" bizimle geleceksin" diyerek beni zorla alıp Florida eyaleti başkenti Tallahassee'de Federal devlete ait bir binaya götürdüler. Sorgu sırasında "ülkeyi terk edersen sana bir şey yapmayacağız" dediler. Ben "hayatımda hiçbir suça karışmadım, bana bir şey yapamazsınız" deyip direndim. Bana bir yazı getirip imzalamamı istediler. Yazıdaki bilgilerin çoğunda beni riskli biri olarak göstermeye çalışmışlar. "Bu bilgiler doğru değil imzalamıyorum" deyince beni iki saat daha kapalı bir odada tuttular. Ben de bilgilerin çoğuna tükenmez kalemle şerhler düşerek imzaladım.

Sonradan edindiğim bilgilere göre, ABD'de Siyonistleri ve terör devletini eleştirdiğim için peşime ajanları takmış ve 6 ay beni takip etmişler. Üniversitenin Uluslararası Öğrenci Merkezi'ndeki yetkililere aleyhimde bir şey bilip bilmediklerini sormuş ve hakkımda olumsuz bir şey bilmedikleri cevabını almışlar. Ancak bu ajanlar, "ülkenin güvenliği söz konusu, bu adamın sıra dışı bir tutum veya davranışı yok mu" diye ısrar edince, "evet biz hergün onlarca yabancı öğrenci ile muhatap oluyoruz ancak bu çok farklı (rahat eleştiri yapan) bir kişi" demişler. Bunun üzerine ajanlar, "bu bize yeter" diyerek merkezden ayrılmışlar. Bir gün beni sorguya götürmek üzere sabah saatlerinde üniversiteye asistanlık ofisime gitmişler. Beni üniversitede bulamayınca da evime gelmişler.

Bana zorla imzalattıkları belgedeki maddelerin hepsine şerh düşmüş olmamdan olsa gerek, beni sınır dışı edemediler ancak, haksız yere 26 gün farklı göç alıkonulma merkezlerinde tutarak psikolojik eziyet ettiler. Gökyüzünü görmeme müsaade etmediler.

Ailemi korkuttular. Kimse bana ulaşıp yardımcı olmasın diye her hafta gece yarısından iki ila üç saat kadar sonra beni uyandırıp, hiçbir direnç göstermediğim halde, ellerime ve ayaklarıma zincir vurup eyaletin farklı şehrindeki göç alıkonulma merkezine götürdüler. Gördüğüm kötü muameleler, bende, Guantanamo hapishanesine götürülebileceğim endişesi oluşturdu. Ancak bu endişemi hiç dillendirmedim.

Delil yok gözaltı var

Gözaltı süresi (7 gün ile) sınırlı olduğu için, her hafta formalite icabı mahkemeye çıkarıldım. Savcı, her seferinde "ülkenin güvenliği söz konusu" deyip, gözaltı süresinin uzatılmasını talep etti. Savcının üçüncü defa ek süre istemesi üzerine hakim, "aleyhinde hiçbir delil getiremediğiniz için onu serbest bırakacağım" dedi. Savcı "biz onu bırakmayacağız" diyerek hakimi tekrar gözaltı süresini uzatmak zorunda bıraktı. Teoride yargı özgür, devlet başkanı bile, hakime değil baskı yapmak, reyini bile ihsas edemez. Ama uygulamada ne demokratik değerler, ne insan hakları ne de hukukun üstünlüğü söz konusuydu.

Arkadaşlarımın tuttuğu Neil St. John RAMBANA isimli avukat benimle görüşmeye gelince avukat istemediğimi, hayatımda hiçbir suça karışmadığım için kendimi kolaylıkla savunabileceğimi söyledim. Avukat, seni göç ile ilgili bir bahane ile tutuklamışlar ancak sana yapılan muamele "terörist muamelesi" diyerek ve alacağı avukatlık ücretinden indirim yaparak beni ikna etti. Ayrıca Avukat, "aleyhinde bir delil sunamazlarsa seni iki günde çıkaracağım" diyerek umut vermeye çalıştı. Üç hafta geçmişti ancak aleyhimde hiçbir delil getirilemediği halde avukatım tahliyemi sağlayamadı.

Son duruşmadan sonra, 24. gün, avukatımı telefonla aradım. Doktoramı bitirip ülkeme gitmekten başka bir gayemin olmadığını, bunun için ev, kütüphane, üniversitedeki asistanlık ofisim, cami ve market arasında mekik dokuduğumu, Florida'ya geldiğimden beri üniversitenin evlerinde kaldığımı dolasıyla istikrarlı bir yaşantım olduğunu ve aleyhimde bir şey bulurlarsa gelip beni kolay bulacaklarını hakime söylemesini istedim. Ayrıca aleyhimde en ufak bir delil bulurlarsa avukatıma aleyhimde çalışmasının güvencesini verdiğimi de hakime iletmesini istedim. Hakim açıklamalarımızı makul görerek kefalet ile serbest bırakılmama karar verdi.

Eşimi de,"Seni sınır dışı edeceğiz ama çocuğun Amerikan vatandaşı olduğu için burada kalacak. " diye korkutmuşlar.

Kefaletle bırakıldıktan 4 ay kadar sonra, aleyhimde hiçbir suç delili bulunamadı ve dava düştü. Doktora yeterlilik sınavından geçtikten ve bilişim sistemine sonuç işlendikten sonra, bana doktora derecesi verilmemesi için Üniversite yönetimine ricada bulunulmuş olacak ki, tez hocam yeterlilik sınavının zor kısımlarını geçtiğimi ancak kolay kısmını bir daha almak zorunda olduğumu söyledi. Ben de sınavın kolay kısmını tekrar almak zorunda kaldım. Üniversitenin bilişim sistemi üzerinden görülebileceği üzere doktora yeterlilik sınavlarını iki kez geçtim. Tezimi tamamlayıp savunmamı yaptım. Doktora derecesini alır almaz canım vatanıma döndüm.

Konu, terör devletinin ve Siyonistlerin zulmünü protesto etmek olunca, ABD'de iktidarda kimin olduğu fark etmeksizin yabancılara maalesef hiçbir hak tanınmaz.

Vize ile ABD'de bulunuyorsanız taktik aynı, vizenizi iptal edip ülkeyi terk etmeniz istenir. Bunu yaparken de uyguladıkları kötü muameleler ile gözdağı verip korkuturlar.

Tüm doktora kredilerini tamamladığım ve üniversitede asistan olduğum halde, derslere "full time kayıt" yaptırmadığım bahanesi ile vizemi iptal ettiler. Kanuni süresi içinde vize iptaline itiraz ettim. Sanki başıma gelecekleri biliyormuş gibi vize iptaline yazılı itiraz yaptım ve bir kopyasını talep ettim. İtiraz dilekçemi almak istemediler, ben ısrarcı olunca üniversite avukatından onay aldıktan sonra verdiğim dilekçenin bir kopyasını alabildim. İtirazımdan 6 ay sonra dilekçeme olumlu veya olumsuz cevap verilmeden beni gözaltına aldılar.

11 yıl aradan sonra sessiz devrim

Devlet bursu ile gittiğim halde, yurt dışında yaşadığım mağduriyetin giderilmesine yönelik o dönemdeki Dışişleri Bakanlığı'nın hiçbir yardımını görmedim, hatta benimle bir iletişim kurma gayreti bile gösterilmedi. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen Müslümanlar ile MSA'deki arkadaşlarım bana ulaşıp avukat tuttular. Ayrıca üniversitede beni tanıyan hakperest bazı hocalar da güvenilir ve istikrarlı bir kişi olduğum yönünde mahkemeye mektuplar yazarak destek oldular. Fakat ABD de 11 yıl kaldıktan sonra ülkeme döndüğüm zaman, kendi kendime, "ülkemde adeta bir sessiz devrim olmuş" dedim: Ülkemi yurt içinde ve yurt dışında vatandaşına daha çok değer veren bir ülke olmuş buldum.

Bugün, çok şükür, Rumeysa kızımızın mağduriyetini gidermek için başta Dışişleri Bakanlığımız olmak üzere devletimizin birçok kurumu harekete geçmiş durumda. Bu girişimlerin en kısa sürede sonuç vermesini ve Rumeysa kızımızın serbest bırakılmasını diliyorum. Bununla birlikte meşru protesto hakkını kullandığı halde kendisinin bir terörist gibi muamele görmesi, en temel hakkı olan eğitim hakkının elinden alınması ve vizesinin iptal edilmesi asla kabul edilemez. Gerek benim yaşadıklarım gerekse Rumeysa kızımızın yaşadıkları bizi, Batı'daki insan hakları ve özgürlüklerin sınırları anlamı hakkında yeniden düşünmeye sevk etmeli. Siyonistler, egemen oldukları tüm Batı ülkelerinde ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı uygulamaları hayat geçirmeleri için yönetimleri zorluyor. Bütün bunları işledikleri insanlık suçlarının ve yaptıkları soykırımın karşısında güçlü bir kamuoyu oluşmasını engellemek için yapıyorlar. Buna karşılık bizler, yılgınlık göstermeden, İsrail terör devletinin zulmünü tüm dünyaya duyurmaya ve her platformda boykotadevam etmeli ve insanların bu hususta bilinçlenmesini sağlamak için çaba göstermeliyiz. Umarım akıllı ve basiretli gençlerimiz sadece kendi tecrübelerinden öğrenmek yerine, bizim yaşadıklarımızdan ders alırlar.

Herkesin yapabileceği bir şey olduğu bilinci ile, başta Gazze'de olmak üzere, dünyanın her yerinde zulmün son bulması için, Hz. İbrahim'in ateşini söndürmeye giden karınca misali, işimizi iyi yapmalı ve elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Sonuca değil sürece odaklanmalıyız. Böylelikle umulur ki dünya imtihanını başarıyla vermiş olanlardan olalım.

[email protected]