28 Şubat darbesini hep "cunta" üzerinden değerlendirdik. Bu, doğru olmakla birlikte; "sığ" bir bakıştır. "Tetikçi"ye takılıp kalmaktır. Yargının "darbe şerikleri" olarak tescil ettiği medya ve FETÖ de "tetikçi"dir. Asıl fail, çok sinsi olduğundan ortada görünmemektedir!
Bütün darbelerin gizli müttefiki olan Masonlar, musallat edildiği ülkeyi "kanser mikrobu" gibi; çaktırmadan bitirir! Nitekim Osmanlı Devleti'ni de zannedildiği gibi I. Dünya Savaşı değil, Masonlar yıkmıştır. O vahim ayrıntıları, "31 Mart Vakası" sene-yi devriyesinde paylaşacağız inşallah!
"YENİ TÜRKİYE"YE "TEMELDEN" GİRMİŞLER!
Osmanlı'yı yıkmak için büyük çaba sarf eden Mason örgütünün, yerine inşa edilen yapıyı kendi haline bırakması düşünülemezdi! Kuruluşundan itibaren müdahil oldukları yeni devletin bütün kademelerinde yer almışlardı. Tek parti kabinelerinde etkin üstünlükleri vardı.
Dönemin muharrirlerinden Haydar Rıfat Yorulmaz'a göre, Meclis Reis Vekili Hasan Bey, Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya, Hariciye Vekili Tevfik Rüştü, Devlet Şurası Reisi Reşat Bey ve Mustafa Kemal'in tayin ettiği 317 mebusun 92'si masondu.[1]
Mesela "kritik" 1950 seçimi yaklaşırken, Müslümanlara rüşvet için yapılan "Türk büyüklerine ait olan ve sanat değeri bulunan türbeler açılabilir" düzenlemesine istinaden açılan ilk "türbe(!)", bu değerlerle ilgisi olmayan Mustafa Reşit Paşa'nın Beyazıt'taki yeriydi.[2]
"Neden Reşit Paşa" sorusunu, Cevat Rıfat Atilhan, "Allah Resulünün mihmandarı Ebâ Eyyub el-Ensarî ve Fatih dururken, böyle bir tercih yapılmasının sırrı, sadece Reşit Paşa'nın Mason olmasıydı" şeklinde cevaplamaktadır."[3]
1935 yılına ait bir tespit ise, Masonların, TBMM başkanından bakan; müsteşar; genel müdür; vali ve komutanlara kadar yayılarak, adeta "paralel devlet" kurduğunu göstermektedir.[4]
Ahmet Kabaklı, Masonların "Yeni Türkiye" üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor:
"Siyonist-Mason zümreler, yeni Türkiye'de de 'tek parti devleti'nin kucağına yerleşerek İslâm inancının; milliyet ve aile yapısının yıpranmasında önemli rol oynamıştır. Masonlar serbest bırakılmış, yan kuruluşlarıyla beraber ülkemizin en ücra köşelerine kadar yayılmışlardır."[5]
MENDERES'İN ETRAFINI DA ÇEVİRMİŞLERDİ!
Masonların din ve millet düşmanı olduğunu iyi bilen Menderes, locaları kapatmak istemişti. İlgili kanun teklifi 27 Nisan günü TBMM Genel Kurulu'nda oylanmış, ancak 50 kabule karşılık 125 "Hayır" oyuyla reddedilmişti. 3 gün sonraki oylamada ise "Hayır" diyenler 157'ye yükselmişti.
Çünkü Cumhurbaşkanı Celal Bayar başta olmak üzere, Meclis başkanı, bakan ve milletvekillerinin çoğu Mason idi. Masonlara karşı verdiği mücadeleyi kaybeden Başbakan Menderes, durumun; tahmininden daha vahim olduğunu anlamış, Millî Emniyet Hizmeti'nden (MEH) Masonların Türkiye'deki faaliyetleri hakkında rapor istemişti. Ne var ki, rapor 14 Temmuz 1960'da tamamlandığında Menderes, Yassıada'da idi!
DP'li Masonlardan hiç biri asılmadığı gibi, 18 kişilik darbe kabinesinin 6'sı yine Mason idi. Hatta Devlet Başkanı Gürsel, Ermeni Hermine Agavni, Rum Kaludi Laskari ve Yahudi Erol Dilek'i "Devlet Başkanı Temsilcisi" olarak atamıştı! İktidarlar değişiyor ama Masonların iktidarı hiç değişmiyordu![6]
MASONLARIN TÜRKİYE'DEKİ "TRUVA ATI" FETÖ!
Sonraki bütün darbelerde de rolü olan Masonların, 28 Şubat ve 15 Temmuz'daki etkileri çok daha fonksiyonel idi. Ülkemizdeki en tipik türevi FETÖ idi. Fetullah Gülen'i formatlayan Kasım Gülek ve Yaşar Tunagür, örgüt merkezi olan Kestanepazarı Öğrenci Yetiştirme Derneği'nin başkanı Ali Rıza Güven Mason idi!
Fetullah Gülen, Mason papaz Marovitch'in yönlendirmesi ve Kasım Gülek'in referansıyla, Ali Rıza Güven ve Muhterem Locası'nın kurucusu Sabetayist Hamdi Nüzhet Çançar tarafından 15 Mart 1967'de "Üçgen Mason Locası"na kaydedilmişti. Gülen, (üye olurken yapılan) "Tekris Yemini"nde "Masonluk için çalışacağım, sırları asla ifşa etmeyeceğim" sözü vermişti![7]
Cumhurbaşkanı Özal'ın, 1991 yılında hazırlattığı resmî raporda, 21 kişilik "İcra Heyeti" listesinde yer alan isimlerden 14'ü "Mason" olarak işaretlenmişti.[8]
Sıkıyönetim Komutanlığı'nın 1972/112136 numaralı "Teokratik Devleti Savunan Örgütler" başlıklı raporunun "Masonlar ve Fetullah Gülen Örgütü İlişkileri" bölümünde "Masonluğun 'en tehlikeli örgüt' olmasının sebebi, faaliyetlerini büyük bir gizlilikle yürütmesidir" denilmekte ve Gülen örgütünün de tamamen Masonik yapılanmayı örnek aldığı belirtilmektedir. Ayrıca, Yahudi'siz hiçbir Mason locası olmadığı ifade edilmektedir. (Zira Masonlar da, Evanjelistler gibi Yahudilerin hizmetindedir. Hemen her operasyonda, "küresel örgüt" olan localarla "yerel" taşeronlar, "Masonluk" ortak paydasında birleşerek eylem yapmaktadır.)
Kısacası, bütün darbelerde ve Türk milletine/Müslümanlara zarar verecek her operasyonda mutlaka Masonların parmağı vardır. Ancak, kucağında büyüdükleri İngilizler gibi çok sinsi olduklarından hiç ortada görünmezler ve asla iz bırakmazlar. Fetullahçıların sinsiliği ve takiyeciliği de buradan gelmektedir.
ABD, İSRAİL VE BİZİM KOMUTANLARIN ORTAK RAHATSIZLIĞI!
Bugüne kadar hiç irdelenmedi ama "28 Şubat Darbesi", farklı kesimlerdeki "biraderlerin" gerçekleştirdiği "Mason işbirliği"nin eseridir. Nitekim, Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'na gelen belgeler arasında bulunan bir "mektup", askerlerin; İsrail Büyük Mason Locası'nın talimatıyla harekete geçtiğini göstermektedir.
Çünkü "muhafazakâr iktidar"ın, devleti yönetmeye kalkması(!) ve özellikle de İslâm ülkeleriyle ilişki kurması, Amerika ve İsrail'in temsil ettiği Haçlı Siyonist cepheyi çok tedirgin etmişti. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı Warren Christopher, 15 Ekim 1996 tarihinde Ankara Büyükelçisine gönderdiği "Gizli" belgede, "Türk hükümetinin, dış politikasını Batı'dan ayırıp yeniden Arap ve Müslüman dünyasına yönlendirmesinden derin endişe duyuyoruz. Türkiye'nin İran, Irak, Libya, Nijerya ve Sudan ile bağlarını kuvvetlendirmesi bizim menfaatlerimize aykırıdır, düşmancadır. Türkiye, Birleşik Devletler'in stratejik ortağı olarak kalmak mecburiyetindedir. Türk askeriyesi, bu sonucu elde etme yönünde harekete geçmeye zorlanmalıdır. Bu konudaki aksiyon planlarınızı bekliyorum" diyordu.[9]
İlginçtir, bizim komutanlarımız da aynı şeylerden rahatsızdı! Çevik Bir, ABD'de yayınlanan "Middle East Quarterly" adlı derginin 2002 Güz sayısında Yahudi stratejist Martin Sherman'la ortak kaleme aldığı "İstikrar için formül: Türkiye artı İsrail" başlıklı makalede, bu rahatsızlığı açıkça ifade ediyordu:
"İsrail ile olan bağlarımız, Erbakan'ın iktidara gelişiyle yıprandı. Erbakan, iç ve dış politikada İslâmî bir gündeme girişti. İsrail 'ebedî düşman' ve 'Müslüman dünyasının kalbinde bir kanser' olarak görülmeye başlandı. Yapılan anlaşmaların iptali söz konusuydu. Ordu, 'Ülkenin, yüzünü İslâm'a dönmesini ve İsrail ile ilişkilerin riske atılmasını izlemeyeceğiz' dedi..."
28 ŞUBAT'TAKİ "DEVİRİN" TALİMATI DA "LOCA"DAN!
Çok rahatsız olan bir kesim de Mason Locaları idi. Dindarlığın hızla yükseldiği Türkiye'de, yaklaşık iki asırdır oluşturdukları imaj hızla değişiyordu! Son olarak Kanal7 TV'de yayınlanan "Mason Ayini" görüntüleri, sabırlarını taşırmıştı. Mason dünyası deşifre edilmiş, bütün sırları ortaya dökülmüştü.
"İsrail Yüce Konseyi", Fransız Büyük Mason Locası Başkanı Paul Waiyset'e gönderdiği 9 maddelik "talimat mektubu"nu Fransız Locası da, gereği için Türkiye Büyük Mason Locası Üstadı Necip Arıduru'ya iletilmişti.
14 Şubat 1997 tarihli üst yazıda, Türkiye'deki gidişattan İsrail Yüce Konseyi'nin çok rahatsız olduğu belirtiliyor ve şöyle deniyordu:
"İsrail Yüce Konseyi, RP hükümetinin cemiyetimize karşı bir tavır koyduğunu düşünüyor. Biz de aynı görüşü paylaşıyoruz. Hükümet, localarımıza yönelik adli tahkikat açarak ve polisi; arşivlerimizi aramayla görevlendirerek, düşmanca tavrını belli etmiştir. Bu baskıyı, derhal ortadan kaldırmak kaçınılmazdır. Refah-Yol Hükümeti'nin yıkılması ve ılımlı bir hükümetin kurulması elzemdir."[10]
İsrail Locasının mektubunda ise, muhafazakârların itibarsızlaştırılması için medyada çalışan "Biraderlerin örgütlenmesi" talimatı veriliyor, "Refah Partisi'ni iktidarı bırakmaya mecbur etmek için gerekli diğer bütün tedbirleri alınız" deniyordu. Mektupta ayrıca, "İslâmcı basını ekonomik, siyasi ve adli baskı yoluyla, görevini yapamaz hale getirin" deniyordu!
Çok ilginçtir, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, "28 Şubat"tan birkaç gün önce İsrail'e gitmişti. 24-25 Şubat günlerinde Tel-Aviv'de kritik görüşmeler yapan Karadayı, o günlerde Amerika'da olan Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'in, 21 Şubat 1997 günü Washington'da Türk-ABD Konseyi kapanış balosundaki "Sincan'da demokrasiye balans ayarı yaptık" şeklindeki açıklamasının arkasında olduğunu söylemiş, "Rejim konusunda endişem yok" demişti. Tel-Aviv'e giden ilk Türk genelkurmay başkanı olan Karadayı, 1967'deki Batı Şeria işgali sırasında ölen İsrailliler için "çelenk" koymayı da ihmal etmemişti![11]
YARIN: LOCANIN TALİMATI BAKIN NASIL UYGULANDI!
[1] Haydar Rifat, Farmasonluk, Tefeyyüz Kitaphanesi, İstanbul 1934, s. 214-217.
[2] TBMM Tutanakları, 1 Mart 1950, s. 34.
[3] Cevat Rıfat Atilhan, Filistin Cephesinde Kahramanlar ve Hainler, Derin Tarih Yay., İstanbul 2013, s. 15.
[4] Zafer Toprak, Masonluk ve Tek Parti, Toplumsal Tarih, Sayı: 33, Eylül 1996, s. 30-35
[5] Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yay., İstanbul 1993, s. 113.
[6] Soner Yalçın, Bay Pipo, Doğan Kitapçılık, İstanbul 2005, s. 98.
[7] Yeni Şafak, 30 Mart 2015.
[8] Kemal Özer, "Tüm Darbeleri Masonlar Plânladı", Yeni Şafak Gazetesi, 21-2 Şubat 2020.
[9] Nuh Albayrak, İşgale Benzer Hıyanetler, KTB Yayınları, İstanbul 2022, s. 155.
[10] İlhan Toprak, 'Birader'den "RP'yi bitirin" talimatı, Yeni Şafak, 7 Şubat 2013.
[11] 28 Şubat taşlarını İsrail'le döşediler, Yeni Şafak, 17 Nisan 2012.