CHP'nin, sokağı 'medyanın yalan haberleri ve siyasi aktörlerin kışkırtmaları' marifetiyle kullanma becerisi siyasi tarihe meraklıların malumudur.
Bu darbeci komprador zihniyetin kini ve öfkesini anlamak için tarihine iyi bakmak lazım.
Ben size, tarihimizin en trajik sayfalarından birine, 27 Mayıs'a götürerek, bu bölünmüş benliğin ürettiği şiddetin nerelere kadar gidebileceğini göstermek istiyorum.
27 Mayıs öncesi, özellikle üniversite öğrencileri üzerinde yürütülen algı operasyonu başarılı oldu. Tahrik edilen gençler, DP iktidarına karşı büyük bir nefret ve kin besler hale getirildiler.
Bu nefretin boyutları o kadar ileriye gitti ki, Yassıada'da Başbakan ve iki bakanın mahkeme kararı ile katledilmesi de intikama yetmedi. CHP'li gençler daha fazlasını istediler.
İşte size trajik bir olay daha...
1963 yılında, idam cezası müebbet hapis cezasına çevrilen, milli mücadele kahramanı da olan devrik Cumhurbaşkanı 80 yaşındaki Celal Bayar, Kayseri Cezaevi'nden sağlık sorunları sebebiyle tahliye edilince CHP'li gençler yine sokaklara çıktılar.
Bayar da tekrar tevkif edilip, cezaevine gönderilinceye kadar eylemlerini sürdürdüler.
İşin garip tarafı, CHP tavanı darbe ile siyasi emellerine ulaşmış, muhtemelen bir kısmı bu işin idamlarla neticelenmesinden rahatsızlık da duymuşlardı. Siyasi parti olmanın icabı gereği sonradan bir yumuşama ve normalleşme de siyaset sahnesinde yaşandı...
Ancak CHP tarafından medya/aydın gücü de kullanılarak kışkırtılan, siyasi bir aparat olarak kullanılan taban ise idamlara rağmen yumuşamadı, siyasi partiyi de etkileyecek şekilde intikam duygularıyla hareket etmeye devam etti ve Bayar'ın dışarıda olmasına tahammül edemediler.
CHP bugün de siyasi hesaplar güderek sosyal medya, aydınlar/sanatçılar ve siyasi beyanatları ile tabanını ve özellikle gençleri nefret ve husumet duyguları ile doldurup sokağa sürüyor.
Dün "tuvalet terliğine oy vermeye" müsait hale getirdiği, ruh sağlığı üzerinde sürekli operasyonlar yaptığı tabanını yine aynı şekilde kullanıyor. Yani o günden bugüne değişen bir şey yok.
AMERİKAN EMPERYALİZMİ CHP İLE TÜRKİYE'YE GİRDİ
CHP'nin başka bir yüzü de emperyalizmle kurduğu kirli ilişkidir.
Hatta gençleri emperyalizmin taşeronu yapma alışkanlığı eskiye dayanır.
Hani şu "conileri denize döktük" diye övünüyorlar ya, bakmayın siz...
4 Nisan 1946'da Missuri adlı savaş gemisi ile Amerikan emperyalizmini Türkiye'ye onlar soktu zaten.
Deyim yerindeyse emirname ile bayram bile ilan ettiler.
Gemi ve mürettebatı askeri törenle karşıladılar.
- Amerikan askerlerine Gümüş levha hediye yaptırdılar.
- Güne özel Hereke'de özel halı dokuttular.
- Dolar bozdurmak için özel büro açtılar.
- "Missuri" yazılı özel sigaralar ürettiler.
- Özel posta pulu serisi çıkarttılar.
- Amerikalılar için özel şekerler ürettiler.
- 12 otobüsü sadece onlara tahsis ettiler.
Şehri emperyalistler için temizlediler, evlerin duvarlarını hatta hatta hicap ediyorum ama genelevleri bile boyattılar.
Bütün bu rezaleti eleştirince de gazetecileri vatan hainliğiyle suçladılar.
Missuri olayı nedir biliyor musunuz?
Gelin Amerikalı gazeteci Walter Lippman'a kulak verelim:
"...Missuri'nin seyahati, Amerika'nın Akdeniz'de yardımcı bir devlet değil, bağımsız bir güç olarak tanınması anlamına gelir. Stalin bunu anlamalı."
Amerikan emperyalizmi – CHP ilişkisini en sarih şekilde özetleyen bu cümle, aynı zamanda CHP tarafından sokağa itilen gençlerin, evet, kimin taşeronluğuna soyundurulduğunu göstermiyor mu?