Akademinin özerkliği ve özgürlüğü her zaman üzerinde durulan bir mevzu. Habermas ve Bourdieu gibi sosyal teorisyenler, bu konuda müstakil kitaplar yazdı. Üniversitenin kapitalizmle beraber söz konusu özerklik kimliklerinden uzaklaştıklarına dikkat çekiyorlar. Bourdieu, Homo Akademicus kavramı ile öz eleştirilerde de bulunuyor. Türkiye'de de hep akademik özerklik ve özgürlüğü talep ediyoruz. Bu konuda endişeler ortaya koyuyoruz. Ancak küresel düzeyde bilimsel özgürlük beklenmedik bir tehditle yüz yüze. O da Siyonizm'in akademideki gölgesi.
Ne kadar gariptir! Naziliğin Avrupa'da yayılması ile akademik özerklikten en büyük darbeyi Yahudi bilim adamları yedi. Frankfurt Okulu etrafında toplanan bu düşünürler ve bilim adamları ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar. İşlerine son verildi. Merkezlerine kilit vuruldu. İngiltere ve ABD'ye bilimsel sürgüne çıktılar. ABD'de bunlar için New University kuruldu.
Şimdi Siyonist Yahudiler, akademi üzerinde baskı kuruyor. İsrail'in katliamlarına ses veren, bildirilerle karşı çıkan ve eleştirilerde bulunanlar işlerinden oluyor. İngiliz John Kean ve Yahudi Nancy Frazer başta olmak üzere birçok akademisyenin sözleşmeleri iptal edildi. Çalışmalarına müdahale edildi. Son örneğini Harvard Üniversitesinde, bir Türk bilim adamının yaşadıklarında görüyoruz.
Harvard Üniversitesi, dünyanın en saygın akademik kurumların başında geliyor. Batının savunduğu akademik özerklik ve bilimsel düşünce özgürlüğünü temsil eden bilim merkezi. Dünyanın her yerinde insanlar burada okuma ve araştırma yapmak için büyük bir yarıştan geçiyor. Ancak Türkiyeli akademisyen Cemal Kafadar'ın yaşadıkları bu açıdan oldukça düşündürücü.
Cemal Kafadar, çok büyük bir sosyal tarihçi. İki Cihan Aresi ve Dört Osmanlı gibi önemli kitapları var. Yıllardan beri Harvard'da hoca. Üniversitenin Ortadoğu Çalışmalar Merkezi'nin ( Centre for Middle Eastern Studies) de müdürlüğünü yapıyor. Ancak Siyonistlerin baskısıyla görevinden alındı.
Onu görevinden aldıran Harvard Yahudi Mezunlar İttifakı adlı bir lobi, dernek. Bu Siyonist mezunlar grubu, kendine istihbarat ve operasyon görevleri çıkarıyor. Fişlemeler yapıyor, raporlar hazırlıyor. Sonra da bunlarla Üniversite yönetimi üzerine baskı kuruyor. Akademik özerkliğin canına okuyor. Bunu en son Cemal Kafadar ve yardımcısı için yaptı.
Bu Siyonist mezunlar grubunun yaptığı suçlamalar tamamen aşırı yorum. Kendi siyasi emellerine göre hareket ediyorlar. Merkezi ve müdürü Kafadar'ın İsrail'i ırkçılık ve soykırım gibi kötülüklerin sembolü olarak gördüğünü söylüyorlar. Kafadar'ın derslerde Filistin yanlısı söylemlerde bulunduğu, her yıl düzenlenen dört sempozyumdan birsinin Filistin-İsrail ilişkilerine ayrılmasını da eleştiriyorlar.
İrvin Cemil de bir Yahudi akademisyen. İstanbul Yahudilerinden ve İstanbul'da yaşıyor. Ailesinin çoğunu Nazi zulmünden kaybetmiş. Harvard yöneticilerine ağzının payını veren bir mektup yazdı. İsrail soykırımına karşı olduğunu ve bunu söylemekle akademik özgürlüğün kısıtlanamayacağını belirtti. Kafadar'ın Osmanlı ufkuna sahip bir akademisyen olarak yetkin ve hoşgörülü dünyasına selam verdi. Onu savundu. Yönetime sert eleştirilerde bulundu.
Siyonizm, sadece kendini haklı görüyor. Bunu anlıyoruz. Ancak anlamakta zorluk çektiğimiz Siyonizm'in akademi dünyasına yönelik özerkliğe ve özgürlüğe müdahale eden tutumlarına karşı Batının uyum sağlaması. Özellikle Trump dönemiyle beraber bunun artış göstermesi. Yetkin bilimsel çalışmalar, akademik özerkliğin olduğu bilimsel ortamlarda yapılır. Batı bunu kilise okullarına karşı kazanmak için büyük bir bilimsel mücadele geleneğine sahip. Ancak bugün kilise yerine Siyonizm geçmiş durumda. Onun siyasal ve teolojik dogmatizmine onay veriyor, teslimiyet gösteriyor.
Cemal Kafadar'a müdahale, bir bilim adamına müdahalenin ötesinde gelişen bir tehlikeyi haber veriyor. O da Siyonizm'in akademik alana müdahalelerde bulunarak bilimsel özerkliği hiçe sayması ve yönetimleri bu konuda etkilemesi. Karanlığın gölgeleri Kiliseden değil, Siyonizm'den bilimsel çalışmalar üzerine düşüyor.