Sokağın kuralları, gösterilerin hukuku

Cüneyd Altıparmak/ Hukukçu
4.04.2025

Olay yerinde olmayanların “göstericileri savunması” ile “kolluğun hata yapmayacağı” bağlamında meseleyi tartışmak bizi bir amaca vasıl kılmaz. Sokak olaylarında kolluğun kamera kayıtları, medya görüntüleri kadar toplumsal olayların tabiatı gereği “kolluğun tecrübesi” üzerinden meseleye bakmak gerekiyor. Yüzünü kapatma şeklinden tutun da taşıdığı pankarta kadar meseleyi gözlemleyen “kolluk” ile protestolarını “hukuka uygun biçimde dile getiren kitle” arasındaki sorunlu alan meseleyi provoke etmek isteyenlerin bulunduğu zemindir.


Sokağın kuralları, gösterilerin hukuku

Cüneyd Altıparmak/ Hukukçu

Sokağa davet üzerine gelişen olaylar kısmen de olsa devam ediyor. Yaşanan olaylar, sosyal medyadan izlediklerimiz bu konunun hukuki yönünü izah etmeyi, çerçevesini çizmeyi gerektiriyor. Zira bu bağlamda dile dolanan "demokratik tepki" ve "meşru müdahale" kavramlarının neyi içerdiğini ancak bu yolla belirleyebiliriz.

"Dikkat kaygan zemin!"

Sokağa çağırmak çok riskli bir iştir. Zira çağırdıktan sonra olacaklara bir dahliniz olmasa bile sorumlu tutulabilirsiniz. Sorumluğunuz her halde siyasi ve bazen de hukuki olarak cereyan edebilir. Ama mutlak bir şekilde gerçekleşenler, çağıranlara fatura edilir er veya geç. Bir de konunun suistimale açık yönü var. Bir kolluk görevlisinin fevri hareketinin veya bir göstericinin "tahammül edilemez" davranışının tetikleyeceği olayları hesap etmek gerekiyor. Bunlar mazur göreceğimiz şeyler belki. Fakat provokatörler sahaya inerse! Bu işin profesyonelleri yani. Hatırlayalım Gezi'yi! Bu nedenle toplumun tamamının (kolluğu ve göstericileri bir bütün olarak kabul ediyor ve öyle söylüyorum) böyle bir girdaba itilmesinin kime, nasıl bir faydası olabilir?

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu (TGYK) bu hakkın kullanılmasına ilişkin çerçeveyi çiziyor. Buna göre kanunun düzenlediği iki alan var. İlki "toplantılar", diğeri "gösteriler". Toplantılar "belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzelkişiler tarafından düzenlenen" buluşmaları ifade ediyor... Bunların mekânsal anlamda bir salonda gerçekleşmesi ile bir park, sokak vb. açık alanda gerçekleşmesi arasında hiçbir fark yoktur. Gösteri ise "belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için" yapılan yürüyüşleri ifade eder. Kural olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak "temel bir haktır". Zira insanlar, kendisini dilediği gibi ifade etmelidir.

İstisnaları neler?

Kanun kural olarak bir hakkı düzenlerken diğer yandan da istisnalar getirmiştir. Buna göre; (1) Siyasi parti, sivil toplumun, ticari ortaklıkların düzenleyeceği ve tüzüklerinde yer alan toplantılar, (2) Geleneksel törenler yani düğünler, uğurlamalar, karşılamalar gibi... (3) Spor faaliyetleri, bilimsel ve ekonomik amaçlı toplantılar, (4) Devlet kurumlarının yapacağı toplantılar, (5) Milletvekillerinin düzenleyeceği sohbet buluşmaları bu kuralın istisnasıdır. Bunların yanında seçim sürecindeki toplantıların tümünde TGYK değil seçim mevzuatındaki hükümler yürürlüğe girecektir. Yine yabancı kimselerin (Türk Vatandaşı olmayanların) düzenleyeceği gösteri yürüyüşü ve toplantılar ise İçişleri Bakanlığının iznine tabidir.

İl idaresi Kanunu bazı durumlarda valiye "geniş yetkiler" ve "takdir imkânı" tanımıştır. Bu bağlamda, 5442 sayılı Kanunun 11.maddesini bilmeden yapılan yorumların tamamı eksiktir. Zira bu madde Valinin "il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiri" olduğunu hüküm altına almış ve Valiye suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alma yükümlülüğü yüklemiştir. Bu sebeple illerdeki birtakım olaylar sonrasında valinin görevden alınmasının temel nedeni bu görev ve yetkide zafiyet göstermesi olarak anlaşılmalıdır. Konumuza dönük düzenleme ise maddenin (C) bendinde düzenlenmiştir. Buna göre vali, kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu ya da bozulacağına ilişkin ciddi belirtilerin bulunduğu hâllerde on beş günü geçmemek üzere ildeki belirli yerlere girişi ve çıkışı kamu düzeni ya da kamu güvenliğini bozabileceği şüphesi bulunan kişiler için sınırlayabilecektir. Yine belli yerlerde veya saatlerde kişilerin dolaşmalarını, toplanmalarını, araçların seyirlerini düzenleyebilecektir. Nihayet vali ruhsatlı da olsa her çeşit silah ve merminin taşınması ve naklini bu süre zarfında yasaklayabilecektir. Bu durumu ihlal edenler hakkında Kabahatler Kanunu (m.32) uyarınca işlem yapılabilecektir. Yani bu durumu ihlal bir suç değildir.

Amacı dışında katılma suçu

Sanıldığının aksine gösteri yürüyüşü ve toplantılarda her konu serbest bırakılmış değildir. Çerçeve kural olarak geniştir ama ilk durak, ilk sınır olarak karşımıza suçlar çıkar. Buna göre ilkin amacı dışında gösteri ve toplantıya katılma fiili üzerinde durmak gerekir. TGYK'nın 33.maddesini bilmeden yapılan yorumlar da eksiktir. Buna göre şu eylemler suç olarak düzenlenmiştir: (1) Silah Taşımak. Bunu sadece tabanca olarak düşünmeyelim. Kanuna göre ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dâhil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilye ve sapan gibi bereleyici şeyleri ile gösteri veya toplantıya gelmek suçtur! (2) Sıvı Taşımak. Sadece silah, sopa ve benzeri şeyleri değil aynı zamanda boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeleri bulundurmak da suçtur! (3) Yüzü Kapatmak. Gösteri ve yürüyüşlerde kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez veya maske ya da başka bir şeyle örtmek de suçtur. Bu eylemlerin cezası iki yıl altı aydan dört yıla kadar hapis cezasıdır. (4) Yasadışı Pankart Taşımak. Yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak katılmak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulundurmak da suçtur. (5) Yasadışı Forma Giyinmek. Yine yasadışı örgüt ve üniformayı andırır giysiler giyerek katılmak suçtur. (6) Diğer yasaklar. Tüm bunların dışında kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak, bu nitelikte sloganlar söyleyerek, bunları ses cihazları ile yayınlayarak katılanlar da suç işlemiş olacaktır. Bu fiillere altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilebilecektir.

Tutuklanma nedenleri

Bir başka tartışma ise bu eylemlerden sonra gelen tutuklama kararlarına dair. Oysa meselenin iyi bilinmesi gereken bir yönü de yukarda saydığımız yani TGYK m.33'te sayılan (yukardaki 6 eylemin) Ceza Muhakemesi Kanununda (CMK) tutuklama nedeni olarak kabul edildiğine dair düzenlemedir. Tutuklama ceza hukuku açısından en son başvurulması gereken bir tedbirdir. Türkiye'de bu tedbirin tatbikinde birtakım sorunlar olduğu gerçek. Bazı suçlarda tutuklama yapılması ile orantının kaçtığı, bazı suçlarda tutuklama yapılmayarak hata yapıldığı ve bazen de suçlarda tutuklama yerine başka tedbirlerin uygulanmasından imtina edildiği bir gerçek. Ancak yapısal tedbirler ile çözülebilecek bir sorunu, son olaylar bağlamında "keyfi tutuklama" diye ileri sürmek hatadır. Bazı olayların "kendine özgü durumu" hâkimin takdirini kullanırken tutuklama tedbirine başvurmaya takdiren karar verdiği hallerin dışındadır bu durum. CMK m. 100'e göre "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir" der ve altındaki (3.) bende şöyle başlar: "Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:" Bu suçlar arasında (g) (alt bendinde) "6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinde sayılan suçlar..." şeklinde düzenleme vardır. Tutuklama konusuna bu bağlamdan bakmak gerekir. Tutuklama doğrudur veya değildir demiyorum ama ortada tutuklanmaya delalet eden sıradan bir hal olmadığı da kesin...

"Direnme" suçları

Eylemlerde polis anons geçerek kalabalığı dağılması konusunda uyarır. Bu, o ana kadar hukuka uygun olan eylemin artık hukuka aykırı olduğunu ilan etmektir. Bu bağlamda (m.32) aykırı olduğu ihtar edilmesine rağmen "toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar edilmesi" hem suç olarak düzenlenmiş hem de kolluğa "dağıtma" yetkisi vermiştir. Yine düzenleme kurulunun dışında "propaganda araçları hazırlamak" (m.31), "toplantı veya yürüyüşte huzur ve sükûnu bozmak maksadıyla tehditte, hakarette, saldırıda veya mukavemette bulunmak veya başka bir suretle huzur ve sükûnun bozulmasına sebebiyet" vermek (m.30), "güvenlik kuvvetlerine, toplantı, yürüyüş safahatının teknik araç ve gereçlerle tespiti için görevlendirilenlere bu görevlerini yaptıkları sırada cebir, şiddet, tehdit, nüfuz ve etkili eylem gerçekleştirerek mani olmak" (m.28) suç olarak düzenlenmiştir. Göstericiler için düzenlenen bu suçların yanında mevzuat; "toplantı veya yürüyüş yapılmasına engel olmak, devamına imkân vermemek, buna dair tertipler ile toplantı veya yürüyüşü ihlal etmeyi" de suç olarak düzenlemiştir (m.29).

Yargının olaya bakışı

Konunun normatif boyutunun yanında yargının olaya bakışına da özetle değinmek gerekiyor sanırım. Bir toplantının "yasak mekanlarda" olduğu bahsi ile gerçekleşememesini hak ihlali olarak değerlendirmiştir AYM (B.2021/9387). Yargıtay'a göre "yapılan bir düşünce açıklamasında 1) şiddet bir araç olarak görülüyorsa, 2) kişiler hedef gösterilip kanlı bir intikam isteniyorsa, 3) benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru bir yol olduğu ileri sürülüyorsa, 4) insanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun ortam kışkırtılıyorsa ifade özgürlüğüne müdahale edilmesi mümkündür" (AYM B.2020/8525). AYM bu tip olaylarda tutuklama tedbirine başvurulması halinde yerel mahkemenin gerekçesinin yeterli olup olmadığına ve fail ile olay arasındaki bağlantının doğru kurulup kurulamadığına bakmaktadır. Yani ilkesel olarak tutuklamama veya tutuklama zorunluluğu seti üzerinden konuyu değerlendirmemektedir. Nitekim bir kararında AYM "...somut olayda yakalananlar arasında başvurucular bulunmamakta ise de derece mahkemesi anılan eylemlerde başvurucuların yaralayıcı maddelerle güvenlik güçlerine saldırıda bulunduklarını tespit etmiştir. Bunun yanında derece mahkemesi başvurucuların kitlesel gösteri şekline dönüşen eylemlerde kimliklerini gizlemek için yüzlerini kapattıklarını tespit etmiş ve cezalandırılmalarında bu eylemleri de göz önünde bulundurmuştur" diyerek hak ihlali görmemiştir (B.2017/18232)

Ne yapmalıyız?

Meseleye duygusal veya siyasal olarak değil, ilkesel ve hukuki olarak bakmalıyız. Gerçekler herkesi rahatsız eder. Olay yerinde olmayanların "göstericileri savunması" ile "kolluğun hata yapmayacağı" bağlamında meseleyi tartışmak bizi bir amaca vasıl kılmaz. Bu tip olaylarda kolluğun kamera kayıtları, medya görüntüleri kadar toplumsal olayların tabiatı gereği "kolluğun tecrübesi" üzerinden meseleye bakmak gerekiyor. Yüzünü kapatma şeklinden tutun da taşıdığı pankarta kadar meseleyi gözlemleyen "kolluk" ile protestolarını "hukuka uygun biçimde dile getiren kitle" arasındaki sorunlu alan meseleyi provoke etmek isteyenlerin bulunduğu zemindir. Şimdi biz bunlarda etkin mücadele edecek miyiz, etmeyecek miyiz? Zira yanlış üslup doğru sözün celladıdır.

@cuneyd6parmak