Ortadoğu'da istikrar ve barış için…

Burhanettin Kapusuzoğlu/ Yazar
28.02.2025

Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler son yıllarda, bilhassa ekonomik, siyasi ve savunma işbirlikleri ile güçlü bir eksene oturtulmuştur. Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının arasındaki dünyanın bu en değerli bölgesinde, iki ülkenin bölgesel istikrar ve İslam ülkelerinin dayanışması açısından oynadığı rol ve stratejik işbirliği her geçen gün anlamını daha da arttırmaktadır.


Ortadoğu'da istikrar ve barış için…

Burhanettin Kapusuzoğlu/ Yazar

Ortadoğu, gerek dinler, gerek enerji kaynakları ve ekonomi ve gerekse büyük güçlerin ilgilerini eksik edemedikleri son derece stratejik ve teopolitik bir bölgedir. Bu bakımdan küresel siyasette en çok konuşulan ve ilişkiler ağının merkezini oluşturan bir coğrafyadır. Kıtaların birleşme noktasında, uluslararası önemi haiz yol, siyaset, ekonomi üçgeninde bir yer olarak çatışmaların da odak noktasındadır. Vakıa, yabanın uzattığı elin karıştırma işini maharetle yaptığı gerçeğini gözden uzak tutmamak gerekiyor. Babil'den ve Hayber'den sürgün edilenlerin Siyonist olanlarının faaliyetleri kargaşayı arttırdıkça acılar da artmakta ve haritalar dahi değişmektedir. İşte bu karmaşık olaylar meydanında olup bitenlere bakarken bölge ülkelerinden Suudi Arabistan'a bilhassa dikkatle bakmak gerekmektedir.

Küresel dengelere etki gücüne sahip Suudi Arabistan din, ekonomi, siyaset başlıklı muazzam tesirli konularına rağmen bir o kadar da büyük güçlerin özel ilgisini üzerine çekmektedir. Ortadoğu satrancında, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olarak jeopolitik ve jeostratejik açılardan dikkate alınması gereken önemde büyük belirleyiciliğe sahiptir. Ekonomi, enerji ve güvenlik gibi hayati mevzilerde önemli bir aktördür.

Müslümanlığın başlangıç noktası olan ülke, daimi bir manevî karargâh olması cihetinden İslâm ülkelerinin de ciddi ve tabiî ilgisine mazhardır. Haliyle bu durum sürekli ve canlı bir diplomatik ilişkiler ağını ve işbirliğini her zaman birincil gündem yapmaktadır.

Arap Yarımadası'nın en büyük ülkesi olduğu için Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ndeki kıyıları sayesinde uluslararası deniz ticareti ve enerji güvenliği açısından avantajlı konumdadır. Hürmüz Boğazı'na yakınlığı ve Kızıldeniz'in Aden üzerinden okyanusa açılan güzergâha hakimiyeti ile kritik bir yerdedir. Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı (OPEC) içinde lider konumu ile küresel petrol piyasasında fiyat belirleyici bir güç olması ile dikkat çekmektedir.

Enerji yatırımları

Bununla birlikte ülke son yıllarda enerji çeşitliliğini arttırmak için yenilenebilir enerji yatırımlarına hız vermektedir. Ekonomisini sadece petrole bağımlı olmaktan kurtarabilmek için çeşitliliği arttırma yolunda büyük vizyon projelerini hızla hayata geçirmektedir. Deniz suyunun biyolojik arıtma yolu ile kullanılması, nükleer santrallerle elektrik üretilmesi ve çölde sulu tarımla buğday yetiştirilmesi ve hasadı gibi önemli projeler dikkat çekmektedir. Turizm, yüksek teknoloji yatırımları, savunma sanayii projeleri ve finans gibi alanlarda ülke büyük atılımlar yapmıştır. Körfez İşbirliği Konseyi çerçevesinde ekonomik ve askerî ittifaklarla etrafında hatırı sayılır bir güvenlik kalkanı oluşturmuştur.

Suudi Arabistan, ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerle stratejik ortaklık çerçevesinde işbirliği yapmaktadır. Bu noktada enerji güvenliği, terörle mücadele ve silah ticareti ilk sırada yer alan bir gündemdir.

Ülkenin, bölgede mezhep eksenli politikası yüzünden İran'la arasında ciddi bir rekabet söz konusudur. Bölgedeki Şiî Arap nüfus üzerindeki İran nüfuzu, mezhep kaynaklı siyasal bir sürtüşmeye, sonrasında silahlı çatışmalara ve savaşlara sebep olmaktadır. İran'ın yarımadadaki Şiî Arapları tahrik edip ayrıştırma politikası gütmesi, haliyle karşı bir tepkiyi de beraberinde getirmektedir. Ortadoğu'da hayatın her alanına ciddi etki eden İsrail'in, politikalarının kodlayıcı ve destekçilerinin himayesi ve baskısı dolayısıyla karmaşıklaşan olaylar devam etmektedir. Bu sarmalda, birbirlerine düşmanmış gibi gözüken hem İsrail hem de İran'la, diplomatik ilişkilerini dikkatle sürdürmektedir.

İran, Yemen, Irak, Lübnan ve Suriye'de mezhebi kullanarak yürüttüğü politikalarına devam ettiği için çatışmalar da hazır kıta beklemektedir. Bu hengâmede çıkan krizler, askerî harcamaları artırdığı için küresel savaş baronlarının ve silah tüccarlarının siyasi aktörleri kullanarak başta Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkelerinden ellerini çekmemelerine yaramaktadır.

Savunma bütçesi

Çok büyük bir savunma bütçesine sahip olan Suudi Arabistan, ABD, İngiltere ve Fransa'dan büyük miktarda silah almakta ve dış tedarikle savunma gücünü arttırmaktadır. Bir yandan da yerli savunma sanayiini geliştirmek için büyük yatırımlar yapmaktadır.

Mukaddes Haremeyn'in bulunduğu ülke olmasından dolayı, İslâm dünyasında tabii bir etki gücüne sahip olan ülke, uluslararası Hac organizasyonu ve İslâm İşbirliği Teşkilâtı içindeki etkin gücü, dini eğitim ve yayınları ile Müslüman topluluklar üzerinde büyük etkiye sahiptir. İslâm İşbirliği Teşkilâtı'nın ilk kuruluşu, kalbinde Mescid-i Aksa'nın bulunduğu Kudüs'ün ağır bir mesele olması üzerine Suudi Arabistan'ın girişimleri ile sağlanmıştır. Sonrasında İsrail'in hâmilerinin çıkardığı kargaşada Suudi Arabistan Meliki hayatını kaybetmiştir. Bütün bunlar, ülkenin çok dikkatli adımlar atmasını gerekli kılmıştır. Bölgede dengeleri en iyi Suudi Arabistan ve Mısır okur, ona göre de dikkatli ve temkinli adımlar atılır. Bu noktaya dikkat edilmelidir.

Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye arasındaki en üst seviyedeki stratejik ortaklık, bölge ve dünya barışına hizmet eden en değerli adımdır. Buna herkes mecburdur ve her geçen gün bu işbirliği ihtiyacı artmaktadır.

Bölgesel jeopolitik dengeler açısından Ortadoğu sürekli kaynayan bir kazandır. İsrail'in hamleleri, Filistin meselesi ve Gazze krizinde, Suudi Arabistan ve Türkiye dikkatli adımlar atmaktadır. İran'ın bölgedeki Şiî eksenli yayılmacı politikaları, haliyle bölge ülkelerini çok rahatsız etmektedir.

Bölgede, Katar'da bulunan Türkiye askerî üssü bir denge olarak görülmektedir. Bu hengâmede Suudi Arabistan, ABD ile ilişkilerini en üst seviyede korurken bir diğer dev Çin ile de güçlü bağlar kurmaktadır. Türkiye de hem Batı hem Doğu dünyası ile dengeli ilişkiler geliştirmeye çalışmaktadır. Bu durum, iki ülkenin işbirliği alanlarını çeşitlendirmeleri için bir imkân alanı açmaktadır.

Son yıllarda Türk müteahhitlik firmalarının Suudi Arabistan'daki projelerde daha fazla yer aldığı görülmektedir. Riyad yönetimi, Türkiye'de yatırımlarını artırırken, savunma sanayii alanında stratejik işbirliğini gündemine almıştır. Savunma sanayiinde çeşitliliğe gitme çabaları çerçevesinde, Türkiye'den yüksek teknoloji ürünü SİHA ve savunma sistemleri almaya başlamıştır.

Stratejik iş birliği

Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler son yıllarda, bilhassa ekonomik, siyasi ve savunma işbirlikleri ile güçlü bir eksene oturtulmuştur. Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının arasındaki dünyanın bu en değerli bölgesinde, iki ülkenin bölgesel istikrar ve İslam ülkelerinin dayanışması açısından oynadığı rol ve stratejik işbirliği her geçen gün anlamını daha da arttırmaktadır.

Ortadoğu'da barış, istikrar ve güven, güçlü ülkeler arasında en yüksek seviyeli stratejik işbirliklerine bağlıdır. Bu çerçevede Suudi Arabistan ve Türkiye, jeostratejik konumları, küresel siyasete etki edebilme kapasitelerinin yüksekliği ve uygulamaları, ekonomik ve askeri güçleri ile dikkat çeken iki devlettir. Ortak çıkarlar doğrultusunda gelişen münasebetler, bölgedeki çatışmaların çözümü açısından önem arz etmekte, ekonomik kalkınma ve İslâm dünyasının bütünlüğü açısından hayati önem taşımaktadır.

İmparatorluklar çağında, Suudi Arabistan toprakları, XVI. yüzyıldan itibaren XX. yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun muhafazası altında kalmış ve büyük bütünün parçası olmuştur. Osmanlılar, mukaddes şehirler Mekke ve Medine'yi "Haremeyni'ş-şerifeyn" diyerek ihtiramla adlandırmış, dünyanın ve dünyamızın en kutsal bölgelerini koruma görevini üstlenmiştir.

Türkiye, Osmanlı imparatorluk günlerinin bitişinin ardından, yeni bir sayfa açmış 1926 yılında Suudi Arabistan'ı resmen ilk tanıyan ülke olmuştur. İki ülke arasında 1929'da dostluk antlaşması imzalanmış ve ilişkiler karşılıklı hassasiyetlere dikkat ederek ve sürekli geliştirilerek sürdürülmüştür.

2000'li yılların başından itibaren Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler, yeni ticari ortaklıkları ve yatırım işbirlikleri ile geleceği kuracak atılımlara doğru ilerlemiştir. 2021'den sonra ise iki ülkenin stratejik iş birliği güçlenmiştir. Çünkü, emperyalist güç odaklarının uyguladıkları ezici ağırlığa sebep projeler karşısında işbirliği, her türlü soruna rağmen zorunludur. Var oluş için yeni dengelerin kurulması, Arap Baharı ile başlatılan sürecin dağıtıcı etkisine set çekilebilmesi, çatışmaların durdurulabilmesi, haritaların değiştirilme teşebbüslerinin akim bırakılması, açısından atılması gereken büyük adımdır. Yangın yerine çevrilen Ortadoğu coğrafyasında, iki ülkenin attıkları ve atacakları ortak güçlü adımlar sayesinde kazanan ve kazanacak olan bölge ülkeleridir ve dost ve akraba topluluklardır.

Buna bağlı olarak İran'ın, Ortadoğu'daki Şiî Arap ve Türkmen nüfusa yönelik mezhep faktörünü kullanarak yürüttüğü siyasetin sebep olduğu rahatsızlığın puslu havasının dağılması gerekmektedir. Sünnî-Şiî çatışması tabii ki istenmez. Fakat Suriye Krizi sırasında İran'ın siyasetine mezhebini meze yapması acıların artmasından başka ne işe yaramıştır?! Kaldı ki burada mesele Şiîlik de değildir. Suudi Arabistan'da hiç de az olmayan Şiî bir nüfus vardır zaten.

Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır'ın Suriye krizinin bitirilmesi için gösterdiği çaba sonuç vermiştir. Bilhassa Türkiye ve Suudi Arabistan'ın, Suriye'deki iç savaş konusunda farklı yaklaşımlar benimsenmiş olsa da insanî krizlerin sona ermesi ve çözüm sürecinin barışla noktalanması için yürüttükleri diplomasi, kaosu dağıtmaya başlamıştır.

Bunun yanı sıra, Suudi Arabistan'ın Yemen'de İran'ın silahlandırdığı Zeydî Ensarullah Cemaati (Kurucusu Bedreddin el-Hûsi'den dolayı Hûsiler denilmektedir.) ile yaşadığı çatışmalar sonucu bölgedeki krizlere karşı Türkiye'nin ciddi diplomatik girişimleri olmaktadır.

İsrail'in teopolitik terör aygıtı ile Filistin/Gazze'de yapıp ettikleri yüzünden dayanılmaz boyuttaki zulme karşı dünya vicdanını harekete geçirmek için Türkiye ve Suudi Arabistan ciddi çaba sarfetmektedir. Filistin davasına güçlü destek veren bu iki önemli ülke, çatışmalara karşı diplomatik baskı unsuru olarak dikkat çekmekte ve bilhassa Gazze'nin boşaltılma teşebbüsüne karşı da Mısır'la beraber yüksek sesle hayır demektedirler.

Ortadoğu'nun, sömürücülerin emellerinin aletleri olan DAEŞ, El-Kaide ve benzeri terör örgütlerinin faaliyetleri ile yönetenlerine alan açarak kaosa saplanmaması için bölgesel işbirliği kaçınılmazdır. Dolayısıyla Türkiye ve Suudi Arabistan'ın ilgili alan uzmanları arasında bilgi paylaşımı ve askeri işbirliğinin terör tehdidinin azalmasına katkı sağlayacağı izahtan vârestedir.

Suudi Arabistan, sayılı büyük ekonomilerden olduğu gibi tartışmasız İslam dünyasının da en güçlü ekonomisidir. Dünyanın 17 büyük ekonomisi arasındaki Türkiye de çok güçlü ordusu ile hatırı sayılır bir noktadadır. İki ülkenin işbirliği, bölge barışına hizmet edecek yegâne değerdir ve İslâm dünyasında birlik ve dayanışmayı güçlendirecek bir hayat iksiridir. Bu arada ifade etmeliyiz ki, Suudi Arabistan'ın "Vizyon 2030" projesi, Türkiye'nin inşaat, yüksek teknoloji ve sağlık sektörleri için muazzam iş alanlarıdır.

Her yıl on binlerce Türk vatandaşı Hac ve Umre ibadetini yerine getirmek için Suudi Arabistan'ı ziyaret etmektedir. Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliği, tüm dünyadan gelen hacıların ibadetlerinin daha organize, rahat ve huzurlu şekilde gerçekleşmesine yarayacaktır. Nasıl ki Hac ibadeti sırasında mecburi olarak kesilen kurbanların etlerinin işlenerek gıda sıkıntısı çeken Müslüman topluluklara gönderildiği gibi, yeni işbirliği alanları ile daha büyük hizmet imkânlarının önü açılacaktır.

Suudi Arabistan'ın petrol ve doğal gaz rezervleri, Türkiye'nin enerji arz güvenliği açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye'nin yenilenebilir enerji alanındaki deneyimi, Suudi Arabistan'ın enerji çeşitlendirme politikalarına katkı sağlayabilecek kapasitededir. Suudi Aramco, ülkenin petrol ve doğalgaz şirketidir ve dünyanın en değerli şirketidir. 2.5 trilyon doların üzerinde dev bir ekonomik güçtür. Başta Aramco'nun etki alanları olmak üzere Amerika'daki Arap lobisinin desteği çok değerlidir.

Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlenmesi, hem bölge barışı hem de İslam dünyasının bütünlüğü açısından önem taşımaktadır. Ortadoğu'daki çatışmalara ortak çözümler üretmek, terörle mücadelede işbirliği yapmak ve ekonomik kalkınmaya katkı sağlamak için iki ülkenin en yüksek seviyeli stratejik ortaklıklarını artırması herkesin hayrınadır. Bu çerçevede; diplomatik istişareler ve bölgesel krizleri çözmek için iki ülkenin düzenli olarak atacağı yeni adımlar Müslüman toplulukların yollarını açmalarına hizmet edecektir.

Ticaret hacmi her geçen gün artan iki ülke arasında üniversiteler arası işbirlikleri de, İslam dünyasındaki bilimsel ve kültürel kalkınmaya yönelik en önemli teşvik unsurudur. İslam dünyasında ortak adımların atılması, İslâm İşbirliği Teşkilâtı, Arap Ligi ve Türk Devletler Teşkilâtı bünyesinde Türkiye ve Suudi Arabistan'ın daha aktif rol alması ile topyekün kalkınmaya yarayacaktır. Bilhassa yükseltilen İslamofobia'ya karşı beraber hareket etme zarureti ortadadır.

Çok güçlü enerji rezervlerine sahip bölgede tansiyon yüksektir. Bu bakımdan güvenlik ve askeri işbirliği ve terörle mücadele çerçevesinde, ortak savunma sanayii projeleri geliştirildikçe yarınların daha huzurlu olacağı şüphesizdir.

Güvenlik temelli iş birliği

İki ülke arasındaki ekonomik, siyasî ve güvenlik temelli işbirliğinin yanısıra, enerji politikaları, diplomatik girişimler ve kültürel bağlar, Ortadoğu'nun geleceği açısından hayatî önemdedir. Değişen küresel güç dengeleri, bölgesel çatışmalar, insanî ve ekonomik sorunlar, Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkilerinin en üst seviyeli stratejik ortalık boyutuna taşınmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Arap Baharı, Yemen krizi, İran-Suudi rekabeti, İsrail'in politikaları, Filistin meselesi ve Körfez'deki gelişmeler, iki ülkenin bölge politikalarındaki konumunu belirleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin gelişmesi, sadece iki ülkenin değil, tüm İslam dünyasının birlik ve dayanışması açısından da büyük bir fırsat sunmaktadır.