Hukukun sembollerle imtihanı

Cüneyd Altıparmak/ Hukukçu
25.07.2024

Her ifadenin, sembolün anlamı ve bağlamı ülkeden ülkeye değişebiliyor. Ama niteleme anlamında durum neredeyse aynı. Sanırım bu konunun uluslararası ölçekte iki istisnası var o da emoji dünyası ve grafiti…


Hukukun sembollerle imtihanı

Cüneyd Altıparmak/ Hukukçu

Hukukun da şüphesiz sembolik bir yanı vardır. Örneğin Anayasa metinlerinin "başlangıç" bölümleri, adaleti temsil ettiği düşünülen Themis, hâkimin elindeki tokmak, idam ifadesi yerine "kalemini kırmak", yargılamada giyilen cübbeler, görkemli binalar, yüksekten bakan hakimler. Bunlar hukuku hissetmemiz için kanıksadığımız ve gerekliliği hissettiğimiz semboller. Bir de meselenin diğer yüzü var. Konuşmadan tek bir işaretle bir kitleyi hareketlendirmek veya durdurmak mümkün. Roma'da kralın gladyatörlere verdiği talimatı hatırlayalım: Ölüm ya da yaşam, bir parmağın işaret edeceği yöne bağlıydı.

Konuşan bir tanığa avukatın "işaret parmağını dudağına götürerek yaptığı" işaret, tanığın "yönlendirilmesi" için yeterli kabul edilebilir. Ya da sözle her şey yolunda derken "kaşlarını yukarı kaldıran kadın", eve gelen polise bir aile içi şiddeti anlatıyor olabilir. İşaret parmağını boğazına götürerek karşınızdakini tehdit ediyorsunuzdur belki. Bayrağı öpmeniz, gönülden olan bağlılığınızı ifade etmek için söyleyeceğiniz birçok sözden fazlasını ifade eder en kısa yoldan...

Evet bugün başlıktan da anlaşılacağı üzere hukukun, sembollere, el ve kol hareketlerine, sesli olmayan ifadelere, çizimlere yüklediği anlama dair birkaç hususu paylaşmak istiyorum sizinle... Bu bir yönüyle hukukun bu tür ifadeler ile olan sınavı. Zira her ifadenin anlamı ve bağlamı ülkeden ülkeye değişebiliyor. Ama niteleme anlamında durum neredeyse aynı. Sanırım bu konunun uluslararası ölçekte iki istisnası var o da emoji dünyası ve grafiti...

Bozkurt işareti...

Hukukun tanımını yaparken "yazılı kurallar" bütünü olduğundan bahsederiz. Yazılı olması, önceden biliniyor olmasına, değişmezliğine vurgudur aslında. Ama hukuk, sadece yazıyla ilgilenmez. Sözler, davranışlar ve nihayet "semboller" üzerinden meseleye bakıp niteleme yapabilir. Bunun -şüphesiz- en yakın örneği, Merih'in "bozkurt" işareti sonrası ceza alması. Kendisi maksadını izah etse de UEFA -bizce haksız biçimde- bu sembole bir anlam yükledi ve ceza verdi. Olay Almanya'da gerçekleşti malumunuz. Bu olaydan mülhem midir, bilinmez ama bir başka gelişme daha yaşandı...

"Sessiz tilki" de öldü!

Hitler'i çağrıştıran her sembol, selamlama, şeklin yasa dışı olduğu Almanya'da bir sembol daha bu listeye eklendi. Merih'in olayının yaşandığı günlerde The Guardinan'da yer alan haber çok ilginçti ve şu başlığı taşıyordu : "Almanya'da sessiz tilki yasaklandı"...

Sessiz tilki ve bozkurt işareti arasında ne bağlantı var diyebilirsiniz. Hemen cevaplayalım. İki işaret de birbirinin aynısı. Almanlar, sessiz tilkiyi, yuva ve okullarda gürültü yapan çocukları ve öğrencileri uyarmak için yıllardır kullanıyorlarmış. Ta ki bizim bozkurt selamına "siyasi bir anlam" yükleyene kadar. Bremen'de uygulamaya konulan 'Sessiz tilki' uyarısının yasaklanmasında talebin ailelerden gelmiş olması da ayrı bir tuhaflık...

Z işareti de yasak

Sessiz tilkiyi de ortadan kaldıran bozkurt işaretine karşı yaptırım ilk değil. Bu konuda 2020 yılında Avusturya'da yaşanan olay manidar. Bize çok şey anlatıyor aslında. Viyana'da aralarında PKK sempatizanlarının da bulunduğu sol gruplar ile ülkücü gruplar arasında yaşanan arbedede bozkurt işareti yapanlara idari para cezası uygulanmıştı.

Resmi kayıtlara göre(!) "gamalı haç", "SS" sembolü, gibi PKK ve DEAŞ bayrakları da yasak. Ancak özellikle PKK bayrağını Almanya'da birçok eylemde görmek mümkün ve bunlara bir ceza verildiğine dair bir habere bile rastlamadık!

Almanya'da Ukrayna-Rus savaşı başladıktan sonra, Rus kökenli bir Alman vatandaşı, iş yerine üzerinde Z harfi olan bir tişörtle gittiği için para cezası ödemeye mahkûm edilmişti. Çünkü Rus ordusu tarafından, askeri araçların üzerinde kullanılan Z işareti, aynı zamanda Rusya'nın saldırı savaşına destek verenlerin propaganda sembolüne dönüşmüş durumda.

Dijital sembol: Emojiler

Emojiyi, iletileri zenginleştirmek amacıyla kullanılan ve ifade içeren "semboller" olarak tanımlayabiliriz. Bir çoğumuz "tamam", "teşekkür" ve "takdir" amaçlı vb.maksatla kullanıyoruz bu ifadeleri. Kullanılan bu semboller de hukukun konusu olmuş. Evet abartmıyorum böyle. Endonezya'da WhatsApp başta olmak üzere diğer platformlarda "eşcinsel" emojiler yasaklandı. Bu yerinde bir uygulama belki ama ilginç kararlar da var bu alanda. Örneğin Fransa'da 22 yaşında bir genç, eski kız arkadaşına cep telefonundan "silah" figürü içeren bir emoji gönderdiği için üç ay hapis cezasına çarptırıldı. ABD'de bir kişi "yumruk, tabanca ve ambulans" emojileri gönderdiği için tutuklanmıştı. Yine ABD'de bir hâkim "göz kırpma" emojisini "taciz" suçu olarak kabul etmişti. Sanırım en ilginç karar "baş parmağın yukarıda" olduğu "onay" anlamı taşıyan emojiye ilişkin. Bir teklif metni gönderen kişiye bu işareti yapan kimsenin anlaşmaya onay verdiğini kabul etmiş mahkeme. Geçtiğimiz yıl Kanada'daki davada, "işaretin bir anlam taşıdığı ve karşı tarafın bunu kabul olarak" anladığını değerlendiren hakim verdiği kararla edimini yerine getirmeyen tarafın tazminat ödemesine hükmetmişti.

Türkiye'de durum...

Yargıtay'ın bir Ceza Genel Kurulu kararında, "el hareketlerinin" taciz eylemi içinde değerlendirilebileceğine vurgu yaptığını biliyoruz. Bir başka kararda ise Yargıtay, "şakalaşma" amaçlı emojiyi "cimciklemek" ifadesinden sonra kullandığı için sanığın niyetinin taciz olmadığına karar vermiştir. Ancak başka bir dosyada kadına "alev" ve "kalp" emojisi atan biri hakkında tacizden dava açılmıştır.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, sağ elinin işaret parmağı ile orta parmağının arasına baş parmağını sokup elini yumruk haline getirerek ve kolunu ileriye doğru uzatarak "n.h yaparsın" diyen kişinin sözlerinin ve el hareketininkültürümüze göre hakaret niteliği taşıdığı kararına varmıştır.

Bir başka kararda ise terör örgütüne dair paylaşımlarına ekli olan "keyifli hissediyor" emojisini üyeliğe bir delil olarak kabul etmiştir. Bunlarla beraber bölücü örgüt bayrağı altında yapılan zafer işaretinin de sanığa kusur isnat etmede bir argüman olarak kabul edildiği de bilinmekte...

Giyilebilir semboller

Sembolleri sadece el hareketleri ve dijital versiyonları ile kısıtlı tutamayız. Üzerimizde taşıdığımız bir kolye, taktığımız bir kalpak veya giydiğimiz bir önlük, şüphesiz bunlarda bir semboldür. Bir polis veya zabıta üniforması giymek başlı başına bir suçtur. Doktor olmadığı halde önlük giymek, er olduğu halde subay üniforması giymek gibi... Türk Ceza Kanunun 264. maddesine göre, bir rütbe veya kamu görevinin veya mesleğin, resmi elbisesini yetkisi olmaksızın alenen ve başkalarını yanıltacak şekilde giyen veya hakkı olmayan nişan veya madalyaları takan kimse, suç işlemiş olacaktır.

Dini semboller

Bu konunun "çifte standarda" en fazla maruz kalan kısmı ise dini sembollerdir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin haç ve başörtüsü konusundaki kararlarındaki yaklaşım farklılığı çok nettir. Şahin ve Kurtulmuş davaları ile Lautsi-İtalya, SAS-Fransa kararları bağlamından meseleye bakarsak, söz konusu Haç olunca daha az tehdit oluşturduğu düşüncesi ile "özgürlükçü" bir yoruma tabi tutulurken, konu başörtüsü olunca AYM'nin "yasakçı" kararlarına yakın bir çizgiye geldiği görülmektedir. AB ülkelerinde özellikle semavi dinlerin sembolü olan konularda yasaklama getirilmektedir. Örneğin 2023 yılında Hollanda'da polislerin haç, kipa ve başörtüsü takması yasaklanmıştır. Danimarka'da kamusal alanda burka ve peçe giyenlere para cezası uygulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde onayladığı Belçika Anayasa Mahkemesinin kararı ile burka yasağının bir insan hakkı ihlali olmadığına karar verilmiştir.

Filistin bayrağı

Özellikle Avrupa'nın bazı ülkeleri "kendi geçmişlerindeki sorunlu alanları" başta Müslümanlara ve -bozkurt olayında net biçimde görüldüğü üzere- Türklere tahmil ederek çözme gayretindeler. Oysa bizim geçmişimizde olmayan bir "duygu" bize yüklenmekte ve buna dair yasaklar uygulanmaktadır. Bunun en bariz örneği ise Filistin bayrağının "suç unsuru" olarak kabul edilmesidir. Bunun altında yatan esas faktörün "Yahudi düşmanlığının tekrar gündeme gelmesine duyulan" korku olduğu belirtilmektedir. Ama kimsenin Filistin halkının uğradığı zulüme dair bir tedirginliği yoktur. Uygulanan rejimi hep birlikte görüyoruz, gösterilerde açılan bayraklar ve gözaltı işlemleri tüm dünyanın gözü önünde cereyan ediyor!

Grafitiler

Yazının sonuna doğru bir de grafitilere değinmek gerekiyor sanırım. Bunlarda "kamusal" sembollere dönüşmüş durumda. Duvar yazısı olarak başlayan bu kavram şimdilerde bir figür, bir işaret veya bir çizim olarak karşımıza çıkıyor. Bu konunun da hukukla imtihanı pek çetin olmuş. Grafiti, New York'ta ortaya çıkıyor. Wild Style, Style Wars, Beat Street gibi filmler aracılığıyla dalga dalga tüm dünyaya yayılıyor. Soğuk Savaş döneminde Berlin Duvarı'ndakiler, gün geçtikçe trenlerin, duvarların üzerinde ve şehrin birçok noktasında görülmeye başlıyor. Bu konuda Banksy ve Hanzala'yı mutlaka bilmek gerekiyor ki bunlar başlı başına bir yazı konusu. Meselenin geçirdiği evrimi Turbo özetliyor sanırım. "polisle başın hiç derde girdi mi?" sorusuna "Tabii ki! 1980'lerde grafiti yaparken ne yaparsam yapayım politik algılanıyordu. 'Turbo' yazdığımda bile çekiç-orak olarak gören insanlar vardı. Güncel ve eğlenceli birkaç anımı anlatayım. Geçenlerde biz boyarken polis araba ile yanımızdan geçip telsizden "kolay gelsin" diye anons yaptı. Bir defasında bir polis yanımızda durup cep telefonundan grafiti resimleri göstermeye başladı. Gösterdiği grafitiler bizim arkadaşa ait çıktı. Polisin yaşı gençleştiği için artık polisler grafiti yapanları politik suçlu olarak görmüyor, hip-hopçu gençler olarak görüyor."

Hukukun sembollere yüklediği anlam ve onları nitelemesi, sanırım hiç bitmeyecek bir serüven! Siz ne düşünüyorsunuz ?

@cuney6parmak