9 Eylül Doha saldırısının ardından Orta Doğu'da değişen güç dengesi
Dr. Muhammed Mazhar Şahin/ Katar-Lusail Üniversitesi
-
22.02.2026
Şayet Türkiye, Katar, Mısır ve Suudi Arabistan İran sahasında savaşın başlamasını engelleyebilirse veya bir İsrail-İran çatışmasına ABD'nin dahil olmasının önüne geçebilirse bölgenin makus talihinin değişeceğini ve bundan sonra Orta Doğu'da yalnızca ABD'nin değil; Rusya'nın, Çin'in ve Avrupa'nın atacağı adımlar ve alacağı kararlarda odak noktasının İsrail'den ziyade Türkiye'nin de yer aldığı blok olacağını göreceğiz.

Türkiye'nin Afrika Boynuzu stratejisi
Prof. Dr. İsmail Şahin/ USKAM Başkanı
-
20.02.2026
Türkiye'nin önerdiği model, Etiyopya'nın stratejik ihtiyaçlarını karşılıklı yarar sağlayan ticari düzenlemeler ve Somali hükümetinin onayı çerçevesinde karşılamayı amaçlamaktadır. Bu yaklaşım, Somali'nin egemenlik hassasiyetlerini ve Etiyopya'nın stratejik gereksinimlerini eş zamanlı olarak gözeten nadir ve dengeli bir diplomatik model niteliği taşımaktadır. Bu sayede Türkiye, İsrail ve BAE gibi aktörlerin bölgedeki kırılganlıklardan faydalanarak kendi jeopolitik gündemlerini dayatmasının önüne geçmeye çalışmaktadır.

Sünneti bir medeniyet ufku olarak yeniden düşünmek: Kültürel inşa mümkün mü?
Yunus Emre Tozal / Yazar
-
19.02.2026
Peygamber'in sünnetini toplumsal bir hafıza ve kültürel bir inşa süreci olarak okuduğumuzda, O'nun asıl mucizesinin, vefatının ardından arkasında birbirine kenetlenmiş, birbirinden emin, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden bir topluluk bırakmak olduğunu görürüz. Bugün Müslüman zihnin en büyük krizi, Sünneti hayatın içindeki dinamik kurucu rolünden soyutlayıp, onu tarihe hapsolmuş bir ritüeller bütününe indirgemesidir. Serdar Demirel'in bu hacmi küçük ama ufku geniş çalışması, tam da bu noktada Nebevî mirasın 'kültür kurucu' vasfını hatırlatarak, bize bugünün dünyasında nasıl bir 'inşa' sürecine muhtaç olduğumuzu anlatıyor.

Gürültü çağında öz sesini bulan nesil
Prof. Dr. Ahmet Akkaya / Bartın Üniversitesi Rektörü
-
19.02.2026
Çocuklarımızın ruhuna, dillerindeki türküye, kalplerindeki ilahiye hitap edecek; yarışma formatlarını Batı'dan kopyalamak yerine kendi kültür kodlarımızla yeniden üretecek bir bakış açısına ihtiyacımız var. Okul koridorlarında, müzik derslerinde veya teneffüslerde yankılanan sesin bizim sesimiz olması için Neşet Ertaş'ın tevazusunu, Yunus Emre'nin aşkını, Itri'nin derinliğini merkeze alan kalbi dokunuşlara öncelik vermeliyiz.





Avrupa ve güç politikasının yeniden keşfi










