Taklitler aslını yaşatır, denir. Markalar için kullanılıyor daha çok. Türkiye malum bir taklit ürün cenneti. Allah için bu sektörde, imitasyonda hiç fena değiliz. İyi bir pazarı var bu işin. Müşteri bol!
Üstelik taklitlerinin yapılması markaya da zarar vermiyor, pazar payını küçültmüyor. Çünkü zaten o markayı alabilecek olan taklidine tevessül etmiyor.
Marka dediğimizde akla sadece ayakkabı, çanta gelmesin. Siyasetin de siyasetçinin de taklidi var. Türkiye siyasetinin son 200 yılı kimine göre düz Batı taklidi, özentisi, kimine göre ise modernleşme... Aradaki nüansa burada girmeyelim.
Taklit ürünlere halkımız çakma diyor. Bu biraz da taklit olduğunu bilmeden alınan mal ve ürünler için kullanılan bir deyim. Daha da kabası, "kakalanmış" ürün.
Şimdi siyasette de böyle tabir edilen bir figür var, her şeyiyle 'çakma'!
Çakmanın özelliği piyasadaki iyi imitasyonlarla aynı kategoride bile olmaması. Zira iyi imitasyonun da belli bir kaliteyi yakalaması gerekiyor. Çoğu zaman tek eksiği marka tescili oluyor bu tarz ürünlerin. Çakma dediklerimiz, vatandaşı kandırarak satılanlar.
***İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun markalaması, piyasaya çıktığından beri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı taklidi üzerinden yapılıyor. Cumhurbaşkanı'na yarayan her şeyin ona da yarayacağı düşünülüyor. Aradaki şekli benzerliklerin iş göreceği düşünülüyor. Türkiye Cumhuriyeti valisine "it" dediği için yargılandığı dava, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ziya Gökalp'in şiirini okuduğu için aldığı mahkumiyetle özdeşleştiriliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dillere destan Kur'an kıraatini taklit için Yasin-i Şerif okutuluyor.
En son diploması üzerinden yürüyen tartışma ile de bir benzerlik kurulmaya çalışıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın okuduğu dönemde fakültesinin adı farklı olduğundan diplomasını boşa çıkarmaya çalışanlar, İmamoğlu'nun yatay geçiş imkanı olmadığı halde Kıbrıs'taki bir okuldan İstanbul Üniversitesi'ne şaibeli geçişini diploma tartışmasına dönüştürmeye ve Erdoğan'la benzeştirmeye çalışıyorlar.
İmamoğlu medyası, sabah akşam bu benzerliği konuşuyor. Erdoğan'ın yolunu kesmek için yapılan tüm hamlelerin şimdi de Erdoğan tarafından İmamoğlu'na yapıldığını söylüyorlar.
Oysa ortada sadece bir "çakma Erdoğan" görüntüsü var; Erdoğan'ın sahip olduğu hususiyetleri taklit ederek kendini pazarlama çabası bu.
Peki asıl soru şu; çakmanın da taliplisi yok mu? Var tabii! Nitekim bahsettiğimiz kişi halihazırda İBB Başkanı.
Peki bir soru daha; kendisine yarıyor diye bu konuların üstünün kapatılması mı icap eder? Yani siyasi olarak mağduru oynamasına izin vermeyelim diyerek savcılık konunun üstünü mü kapatmalı? Böyle bir şey diyebilir miyiz? Doğrusu pek kanuni gözükmüyor.
Çakma malın da alıcısı vardır, ama. Daha da ne diyelim!
KUTU::::KUTU:::
28 Şubat'ın diplomaları....
Diploma demişken, oradan devam edelim. Önüme düştü; Doğu Demirkol, adını dahi anmaktan imtina ettiğim Fatih Altaylı denen kişinin programına çıkmış. Annesinin Ankara Hukuk fakültesini bitirdiği halde başörtülü olduğu için avukatlık stajını tamamlayamadığını ve mesleğini yapamadığını söylüyor.
Fatih Altaylı'nın "kefaşe" dediği kadınlardan biri de o. 28 Şubat döneminde sokakta gördüğü başörtülüleri karakola götürmeyi kendine vatandaşlık vazifesi olarak gördüğünü yazmıştı. Ne bir özür ne bir pişmanlık. Hala insan içine çıkabiliyor, en çok izlenen Youtube kanallarından birinin sahibi.
Her şeyin kalitesizine ne kadar meraklı olduğumuzun bir göstergesi de bu değil mi?
Ama en acıklısı da şu; 28 Şubat karanlığında ana sütü gibi helal on binlerce diploma, on binlerce gelecek, genç kızların elinden alındı. Ve hala o karanlığın içinden çıkamamış insanlar var. Onların diploma sorunsallarıyla o dönem kimse ilgilenmedi. Tayyip Erdoğan Türkiye'ye ne kazandırdı diye soranlara, sadece "bu utançtan kurtardı işte" desek, bu bile 100 yaşındaki Cumhuriyetimiz içinde onu parlayan bir yıldıza dönüştürmeye yeter.